Evrensel: Bilgi Üniversitesi Hukuk Profesörü Yaman Akdeniz: Yasaklanması gereken yasaklayıcı zihniyettir

http://www.evrensel.net/haber/268547/bilgi-universitesi-hukuk-profesoru-yaman-akdeniz-yasaklanmasi-gereken-yasaklayici-zihniyettir

Bilgi Üniversitesi Hukuk Profesörü Yaman Akdeniz’le basın ve ifade özgürlüğünü, internet yasaklarını konuştuk.

Gözde TÜZER
İstanbul

Evrensel, 28 Aralık, 2015.

“Twitter denilen bir bela var. Yalanın, abartının daniskası burada. Sosyal medya denilen şey: Bana göre toplumun baş belası. O yalanlamayı göremeyen okumayan da bunu kaçırır. Toplum bu şekilde terörize edilir. Fotoşoplarla cesetler yayınlanıyor.” Aslında bu sözler 2 Haziran 2013’te o günün Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından söylenmişti. Sonrasında Erdoğan Cumhurbaşkanı oldu, Başbakan değişti, siyaset hayatı değişti, teknolojiyle ilgili önemli gelişmeler yaşandı fakat internete bakış bir türlü değişmedi. Sosyal medya hep bir “baş belası” oldu.

Yazılı ve görsel basın üzerindeki baskı ve sansürün yoğun bir şekilde arttığı son günlerde, internet de bu durumdan nasibini aldı haliyle. Biz de Bilgi Üniversitesi Hukuk Profesörü Yaman Akdeniz’le interneti konuştuk.

2007 YILI VE 8. MADDE

Türkiye’de internet sansürleri ve ifade özgürlüğü ihlallerinin 2007 yılında 5651 sayılı kanunun 8. maddesi ile birlikte “çocukları zararlı içeriklerden koruma” amacı adı altında başladığını anlatıyor Akdeniz. Bugüne kadar bu kanun kapsamı altından 100.000’den fazla web sitesine erişim Türkiye’den tamamen engellenmiş. Geocities, Google Sites, DailyMotion, Gabile, HadiGayri, MetaCafe ve FunnyorDie gibi platformlara hep 8. madde kapsamında erişim engellendiğini söyleyen Akdeniz “YouTube’a tam 34 defa erişim engellendi ve en son Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi kararı ile Mayıs 2008 ve Ekim 2010 arasında Türkiye’den YouTube’a erişim tamamen engellendi” dedi.

‘ENGELLEMELERİN CİDDİ YAN ETKİLERİ VAR’

Akdeniz, Kerem Altıparmak ve Serkan Cengiz’le Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM)’ne başvurdu ve Türkiye’den YouTube’a erişimin engellenmesinin “ifade özgürlüğünün ihlali” olduğuna dair tarihi bir karar verildi. Yaman Akdeniz şöyle anlatıyor “Google Sites ile ilgili engelleme kararını o dönem bir doktora öğrencisi olan Ahmet Yıldırım, YouTube ile ilgili engelleme kararını da İzmir Barosu’ndan Avukat Serkan Cengiz’in bir başvurusu ve bizim Kerem Altıparmak ile beraber yaptığımız başvuru ile AİHM’e taşıdık. AİHM önce Ahmet Yıldırım kararında (Aralık 2012) 5651 sayılı Kanun’un 8. maddesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine aykırı olduğunu ve bu tip topyekün engellemelerin ciddi yan etkileri olduğunu belirten tarihi bir karara imza attı.”

KARARDAN SONRA NE DEĞİŞTİ?

Tarihi bir karara imza atıldı ancak Türkiye’de durum çok da değişti denemez. Zira Akdeniz’in anlattığına göre; AİHM’in Ahmet Yıldırım kararından sonra iç hukukta değişiklik yapılması ve erişim engelleme kapsamının ve yetkilerinin en azından daraltılması ve daha doğrusu kaldırılması beklenirken, 17-25 Aralık 2013 sürecinden hemen sonra Şubat 2014 değişiklikleri ile 5651 sayılı kanunun kapsamı genişletildi. Kişilik haklarının korunması (madde 9) ve özel hayatın gizliliği (madde 9A) bahane edilerek erişim engelleme yöntemleri genişletildi. Her ne kadar hükümet Avrupa Konseyi’ne bir daha YouTube gibi sosyal medya platformlarına erişim engellenilmeyeceğini taahhüt etmiş olsa bile Mart 2014 yerel seçimlerinden hemen öncesinde 8. madde dayanak gösterilerek TİB tarafından önce Twitter’a, hemen arkasından da YouTube’a erişim engellendi.

Engelleme gelince Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak Twitter engellemesini derhal Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı ve mahkeme Yaman Akdeniz ve diğerleri kararında engellemenin kullanıcı sıfatlı başvurucuların ifade özgürlüğüne ağır bir müdahale olduğunu belirtti. Engellemeye derhal son verilmesine hükmedildi. Akdeniz “Benzer bir ihlal kararını da Genel Kurul seviyesinde YouTube için yaptığımız başvuruda karara bağladı Anayasa Mahkemesi” diyor.

Anayasa Mahkemesi’nden gelen karar böyle olunca da AİHM’in verdiği karar sürpriz olmamış. Akdeniz anlatıyor: “Kaldı ki AİHM, Anayasa Mahkemesi’ne Twitter ve YouTube için yaptığımız başvuru ve bu kararlara da atıf yaptı. Ayrıca, bizim mahkemeye belirttiğimiz şekilde ‘yurttaş gazeteciliğinin’ ve YouTube’un ifade özgürlüğü açısından önemine vurgu yaparken, internet kullanıcılarının da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bünyesindeki haklarına vurgu yaptı. Bunların tespiti ifade özgürlüğü açısından sadece Türkiye için değil tüm Avrupa Konseyi açısından tabii ki çok önemli.”

AİHS KARARI YETERLİ Mİ?

Bu karar önemliydi ancak yeterli değildi. Zira Akdeniz ve Altıparmak AİHS’in 46. maddesine istinaden mahkemeden iç hukukta değişiklik yapılması yönünde de bir yaptırım talep etmişti. Peki neden böyle bir yaptırıma ihtiyaç vardı. Akdeniz şöyle diyor “Bunun nedeni de 8. madde ile ilgili problemlerin sistemik ve yapısal bir hukuk sorunu olduğunu, AİHS standartlarına uymadığı, 100.000 kadar sitenin engellenmesine yol açtığını ve bunun da ancak iç hukukta değişiklik yapılarak giderilebileceğini belirtmiş ve talep etmiştik. Biz Mahkemeden bu yönde genel nitelikli saptamalarda bulunmasını beklerken, mahkeme bu talebimizi karara bağlamadı. Bağlamazken de gerekçe olarak Nisan 2015 içinde yürürlüğe giren ve 5651 sayılı kanuna eklenen 8A maddesini ve bu madde içinde yer alan kademeli engelleme yöntemini gerekçe gösterdi.”

Peki bu ne anlama geliyordu? Akdeniz devam ediyor: “8A(3) maddesine atıf yaparken AİHM mevcut durumda erişimin engellenmesi kararlarının ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) verilebileceğini ve ancak, teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebileceğini belirtti. Dolayısıyla AİHM fahiş bir hata yaptı ve elmalarla portakalları birbirine karıştırdı. AİHM’in gözünde 8A maddesinin yürürlüğe girmesi ile 8. madde sorunları çözülmüştü. Halbuki madde 8 ve madde 8A erişim engelleme kriterleri ve yöntemleri birbirinden ayrı ve farklı iki madde. Madde 8A ne madde 8’i yürürlükten kaldırdı, ne de işleyişini değiştirdi. Bugün de AİHM’e gönderdiğimiz 11 sayfalık bir dilekçe ile mahkemeden ‘kararın düzeltilmesi’ talebinde bulunduk. 6 aylık bir süre zarfında bunun talep edilmesi mümkün.”

‘8A İPTAL EDİLMELİ’

Bölgede çatışmaların, saldırıların bu kadar yoğun olduğu bugünlerde muhalif ve Kürt medya her gün kapatma ve içerik kaldırma kararlarıyla karşı karşıya. Bu noktada da 8A maddesi karşımıza çıkıyor. Nedir bu 8A biraz detaylandırabilir misiniz? 
5651 sayılı kanunun 8. maddesi “çocukları zararlı içerikten korumayı” amaçlarken madde 8A “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi” gibi gerekçeler içeriyor ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Başbakanlık ve ilgili bakanlıklara, yani yürütme organlarına internet içeriklerine erişim engelleme talebinde bulunma yetkisi veriyor. 7 Haziran seçimlerinden sonra da Başbakanlık talebi ile önce TİB, arkasından da Gölbaşı Sulh Ceza Hakimliği onaylı 48 farklı erişim engelleme kararı gördük. Bu kararlarla tüm Kürt haber siteleri ve muhalif sitelere erişim engellendi. Toplamda: 261 web sitesine, 78 haber linkine, 859 Twitter hesabına, 159 tweete, 55 Facebook sayfasına, 92 YouTube videosuna ve 9 diğer içerik olmak üzere 1513 farklı İnternet adresine erişim engellendi. DİHA 26 defa, Sendika.Org 8 defa erişime engellendi. Azadiya Welat, Yüksekova Haber, Özgür Gündem, Rudaw, Fırat Haber Ajansı, ETHA, RojNews, JINHA, Jiyan ve Siyasi Haber sitelerine de 8A kapsamında erişim engellendi. Bütün bunlara rağmen iki seçim arasında “siyasi bir susturucu” olarak kullanılan 8A sansür mekanizması AİHM tarafından YouTube kararında olumlu bir gelişme olarak değerlendirildi.

Siz Kerem Altıparmak’la beraber 17 Ağustos’ta 309 İnternet adresi için Anayasa Mahkemesi’ne bireysel olarak başvuruda bulundunuz. Bu başvuru şu anda ne aşamada ve sonuçları açısından neleri değiştirebilir? 
Biz bu kararlardan 20 tanesine itiraz ettik, bugüne kadar da bütün itirazlarımız reddedildi. Anayasa Mahkemesi’ne “kullanıcı sıfatlı” olarak kendi adımıza 10 farklı başvuru yaptık. Bütün bu başvurularımızın birleştirilmesini ve öncelik verilerek derhal karar verilmesini talep ettik. Benzer şekilde JINHA, Jiyan, Siyasi Haber, Turan Dursun Vakfı ve Diken başta olmak üzere birçok benzer Anayasa Mahkemesi başvurusunun da hazırlanmasına destek olduk. Fakat, bugüne kadar Anayasa Mahkemesi 8A maddesini gündemine almadı. Anayasa Mahkemesi’nin vereceği bir ihlal kararı ile susturulmaya çalışılan ve sansürlenen tüm Kürt ve muhalif sitelere ve sosyal medya hesaplarına tekrardan erişim sağlanabilir, kaldı ki 8A maddesini Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’ya aykırılık gerekçesi ile iptal etmesi gerekir.

BORSAGUNDEM.COM DAVASI KARARI NEDEN ÖNEMLİ?

Bu süreçte çok gündeme gelmese de 9 Aralık’ta görülen bir borsagundem.com davası vardı. Ekonomi internet portalı borsagundem.com’da yayınlanan “Çemaş-Çevik İlişkisi” haberi ‘kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyor’ gerekçesiyle yayından kaldırılmıştı. Bunun için de hukuk mücadelesi başlatılmıştı. Anayasa Mahkemesi de haberin ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiğini kabul etmişti. Bu kararın emsal gösterilebileceği biliniyor. Bu karar bundan sonraki davaları nasıl etkileyecektir? 
Bu karar aslında 5651 sayılı Kanun’un eski 9. maddesi ile ilgili bir karar. Fakat, bu kararda 5651 sayılı Kanun kapsamında verilen yayından çıkartma veya erişim engelleme kararları ile ilgili olarak derece mahkemelerinin herhangi bir gerekçeye dayanmaksızın verilen kararları ile “kamuoyunu yakından ilgilendiren görüşlerin yayılması olanağının ortadan kaldırılması “sansür” anlamına gelir” (para 53) denilmiştir. Dolayısıyla, karar bu yönü ile çok önemli çünkü gerek madde 8A gerekse madde 9 kapsamında Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından verilen kararların neredeyse hemen hepsi gerekçeden yoksun olduğu için Anayasa Mahkemesi bundan sonra değerlendirmeye alacağı benzer başvurularda da arka arkaya ihlal kararları verecektir. Kaldı ki 8A başvurularında haber sitelerinin top yekün engellenmesi söz konusu olduğu için çok daha ağır bir müdahale söz konusudur.

ÇOCUKLARA SOSYAL MEDYA YASAĞI 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu çocuklara sosyal medya yasağı üzerinde çalıştığını söyledi. Sizce bu yasağın yansımaları nasıl olacak? 
Türkiye bir “yasaklar ve sansür ülkesi”. Dolayısıyla, teknolojik gelişmelere şüphe ile yaklaşılması hiç de şaşırtıcı değil. İnterneti ve sosyal medyayı kucaklamaları gerekirken yasaklamayı düşünen bir zihniyetle karşı karşıyayız. 5651 ve erişim engellemelerle de “çocuklar korunmaya” çalışıldı ama aslında korumak istedikleri sadece çocuklarla sınırlı olmadı. Aynı politikadan ve engellemelerden yetişkinler de etkilendi. Şimdi de aynısı olacak. Üzerinde fazla düşünmeden yapılan bu politikaların uzun zamanda yararından ziyade zararını göreceğiz.

Ramazanoğlu açıklamasında “Filtre koyuyorsunuz engelleyici sistemler koyuyorsunuz onları kırıyor, aşıyorlar” dedi. Filtreler bile kırılabildiğine göre 16 yaşından küçüklere sosyal medyayı nasıl yasaklayacaklar? 
İnternette çıkmaz sokak diye bir şey yok, hiçbir zaman yasaklayamayacaklar. Yasaklanması gereken tek şey bu yasaklayıcı zihniyettir. Çocukların da birer birey olduğunu ve ifade özgürlüğü dahil temel hak ve özgürlükleri olduğunu da göz ardı etmemek gerekir.