Bianet: TİB’e Erişim Engelleme İstatistiklerini Gizlemekten Dava – Bianet
Erişim engelleme istatistiklerini gizlemekte ısrar eden TİB’e karşı 4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında dava açıldı.
Yaman AKDENİZ, İstanbul – BİA Haber Merkezi
13 Mayıs 2010, Perşembe
Bianet: TİB Kamuoyunu Bilgilendirmekten Kaçınıyor – Bianet
İNTERNET SANSÜRÜ VE TİB: TİB Kamuoyunu Bilgilendirmekten Kaçınıyor
Internetin içerik olarak kontrolünden ve sansürlenmesinden sorumlu bir kamu kuruluşu olan TIB’in halkın düşünce özgürlüğü ve bilgi edinme hakkı gibi temel hak ve özgürlüklerini ilgilendiren konularda sorgulanması artık bir zorunluluktur.
Yaman AKDENİZ, İstanbul – BİA Haber Merkezi
03 Aralık 2009, Perşembe
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) , İnternet Dairesi 2009 Yılı Faaliyet Raporu’nu sessiz sedasız yayınladı.
15 sayfalık raporda TIB 2009 yılı içindeki faaliyetlerini özetlemiş. Raporda özellikle Internetin Türkiye’de ‘bilinçli kullanımına’ sağlanan desteklerden bahsedilmiş fakat TIB’in 2008 raporu ile 2009 raporu karşılaştırıldığında 2008 raporunun daha uzun (41 sayfa) ve daha geniş kapsamlı olduğu gözlenmiştir.
2009 yılında karşımıza çıkan sayısız ve şiddetle artan ve bir çok tartışmaya yol açan erişim engelleme kararları ile ilgili TIB’in 2009 raporunda hiçbir bilgi verilmemiştir. Genel bir değerlendirme ve kriterlerden bahsederek konu geçiştirilmiştir.
TİB bilinçli olarak istatistik yayımlamıyor
2008 yılında TIB detaylı bir şekilde erişim engelleme istatistiklerini yayınlarken 2009 raporunda bilinçli olarak bu istatistikleri yayınlamaktan kaçınmıştır.
Bilindiği gibi TIB sistematik olarak Mayıs 2008 ve Mayıs 2009 arası detaylı erişim engelleme istatistiklerini kamuoyu ile paylaştıktan sonra Mayıs 2009′da aniden bu istatistikleri yayınlamayı kesmişti.
Şimdi 2009 yıllık raporunda bu istatistikleri yayınlaması beklenirken ve gerekirken TIB bir kez daha bu istatistikleri yayınlamaktan kaçındı.
2009′da kapatılan sitelerdeki artış nedir?
Mayıs 2008 içinde TIB verilerine göre toplam 433 siteye Türkiye’den erişim engellenirken bu sayı Mayıs 2009 içinde TIB tarafından yayınlanan istatistiklere göre 2601′i bulmuştu. Aralık 2009 itibarı ile bu sayının 4 bine yakın olduğu düşünülürken, TIB tarafından 2009 raporunda bu sistematik artışla ilgili hiç bir bilgi verilmemesi ve analiz yapılmaması üzücüdür.
TIB’in erişim engellemeleri ve Internet sansürleri ile ilgili olarak kamuoyunu bilgilendirmesi beklenirken açıklık ve şeffaflık adına geri adım atılmıştır.
Günlük Gazetesi, Özgür Gündem ve Keditör kapatıldı
İlaveten, TİB’in Mayıs 2009′da yayınladığı son istatistiklerde, Türk mahkemelerinin 197 web sitesinin erişimine 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 8. maddesinde yer alan katalog suçlar kapsamı dışında yer alan gerekçelerden yasak getirildiğine dair bilgi verilmişti.
Mahkemelerimiz Günlük Gazetesi, Özgür Gündem, ve Keditör gibi bir çok siteye politik sansür uygulamakta fakat erişim engelleme gerekçelerinin 8. Madde kapsamı dışında verilmiş olduğu gözlenmektedir.
Res’en uygulanan erişim engellemeleri hangileri?
Kapsam dışı uygulamalarla ilgili olarak kamuoyu TIB’in 2009 raporunda bilgilendirilmemiştir.
Aynı şekilde, fiyaskoyla sonuçlanan Farmville, gabile.com, ve hadigayri.com sitelerine TIB tarafından res’en uygulanan erişim engelleme kararları ile ilgili hiç bir bilgi raporda yer almamıştır.
Sonuç itibarı ile 5651 Sayılı Kanun’un uygulamasına geçeli tam 2 yıl olmuş fakat kanunun uygulaması ile ilgili sorunlar devam etmektedir. Bu kanunun uygulamasından sorumlu TIB yapısal olarak açıklık ve şeffaflıktan uzak bir şekilde bilinçli olarak kamuoyunu bilgilendirmekten kaçınmaktadır.
TİB neden bilgi vermiyor?
Hatta kamuoyundan Üç Akıllı Maymun gibi olmamız ve o ünlü; hiç birşeyi görmeme, duymama, söylememe ilkesine uyarak, sesimizi çıkarmamız beklenmektedir.
‘Bize güvenin’ mantalitesi demokratik toplumlarda ve AB yolundaki Türkiye’de kabul edilemez.
Internetin içerik olarak kontrolünden ve sansürlenmesinden sorumlu bir kamu kuruluşu olan TIB’in halkın düşünce özgürlüğü ve bilgi edinme hakkı gibi çok önemli temel hak ve özgürlüklerini ilgilendiren konularda sorgulanması artık bir zorunluluktur.
(*) Doç. Dr. Yaman Akdeniz: Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve Cyber-Rights.Org.TR kurucusu
TSK’daki ‘belge temizleme’ kayıtları internete düştü: “
Genelkurmay’ın haftalık basını bilgilendirme toplantılarını yapan isimlerden Adli Müşavir Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu’nun yürüttüğü ‘belge yok etme operasyonu’nun kayıtları internete düştü.”
(Via Zaman :: Anasayfa.)
TSK’s Web site plan not based on legal grounds, observers say: “TSK’s Web site plan not based on legal grounds, observers say
10 November 2009, Tuesday
NERGİHAN ÇELEN / DİLEK HAYIRLI İSTANBUL
A large number of intellectuals, jurists and academics have criticized the reasoning recently offered by the General Staff for the establishment of several Web sites by the Turkish Armed Forces (TSK) to back the military’s psychological warfare against civilian groups, terming the plan ‘illegal’ as it contravened a regulation passed in 2007.
The General Staff announced last week that the Web sites were established following plans and directives from the Prime Ministry in 2000, when the government was led by a coalition under former Prime Minister Bülent Ecevit. The announcement, however, was far from satisfying the questions in intellectuals’ minds. According to intellectuals, directives dating back to a post-coup era should no longer be in effect. The directives for the establishment were given in the wake of the Feb. 28, 1997 unarmed overthrow of the civilian government.
‘The directives of the Prime Ministry given after the Feb. 28 junta period cannot be in effect in our day. They [the TSK] are fully aware of this fact, but point to those directives as a pretext for its illegal activities. There has always been a circle that wanted a continuation of the Feb. 28 period. Even a general once said the period would last a thousand years. The beast which was born after Feb. 28 has not been killed. It has continued to exist in a mutated form,’ noted Hasan Celal Güzel, a former minister and currently a columnist.
The existence of the TSK’s Web sites was revealed in an e-mail sent by a military officer to a number of newspapers and journalists last week. The officer, who wished to remain anonymous, claimed that the armed forces established 42 Web sites as part of their psychological warfare against ‘dangerous’ civilian groups, which were categorized as ‘reactionary,’ ‘separatist,’ ‘pro-Justice and Development Party [AK Party]’ and ‘anti-TSK.’
The armed forces also monitored the activities of more than 400 Turkish and foreign language Web sites. The plan against Web sites was devised at the Third Information Support Unit of the General Staff by a number of colonels and was coordinated by Deputy Chief of General Staff Gen. Hasan Iğsız, according to the officer. Chief of General Staff Gen. İlker Başbuğ was also reportedly informed about the plan.
Professor Mehmet Altan, a Star daily columnist, said members of the military who established the Web sites should be brought before the court. ‘If the military were a private company, it would have collapsed long ago. It is impossible to understand how the General Staff can defend itself with directives dating back to the Feb. 28 process,’ he noted.
According to Kamil Uğur Yaralı, head of the Jurists Association, the Prime Ministry directives in question were counteracted by a regulation passed in 2007. ‘The fact that they are still in effect shows that the Feb. 28 process still reigns over society like a nightmare,’ Yaralı added.
The existence of a religious political party in government (the now-defunct Welfare Party [RP]) led to the overthrowing of a coalition government on Feb. 28 in an unarmed military intervention, also known as the post-modern coup of 1997. Uneasy with the religious characteristics of the government, the General Staff started briefing members of the judiciary, university rectors and journalists on religious fundamentalism at its headquarters. The National Security Council (MGK) made a number of decisions in its meeting on Feb. 28, 1997, and presented them to Prime Minister Erbakan for approval. Erbakan was forced to sign the decisions and subsequently resigned.
The General Staff also announced last week that all of its controversial Web sites were deactivated long ago; however, most of them were updated earlier this year. The Web sites were established by retired Capt. Hasan Ataman Yıldırım, who is currently in jail for suspected membership in Ergenekon. Among the recently updated Web sites are www.irtica.org, www.naksilik.com, www.geocities.com/fethullahgercegi, www.nursi.info, www.irtica.net, www.ozgurgenc.net, www.stratejik.info and www.tskasker.com.
TİB’in “http://www.hadigayri.com” ve “http://www.gabile.com” siteleriyle
ilgili erişim engelleme uygulaması Doç. Dr. Yaman Akdeniz (Istanbul Bilgi
Üniversitesi, Hukuk Fakültesi) ve Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak (Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) tarafından eleştirildi.
15 Ekim 2009 – Cyber-Rights.Org.TR
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 09 Ekim 2009 tarihinde
“http://www.zynga.com, “http://www.hadigayri.com” ve “http://www.gabile.com”
adlı internet adresleri hakkındaki erişim engelleme uygulamaları ile ilgili
kamuoyunu bilgilendirme amaçlı bir basın bildirisi yayınlamıştır.
Kurum’un bildirisinde “Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na vatandaşlarca
iletilen ihbarlarda ve kamu kurumundan intikal eden ihbar yazılarında yer
verilen “http://www.zynga.com” “http://www.hadigayri.com” ve
“http://www.gabile.com” adlı İnternet siteleri hakkında Telekomünikasyon
İletişim Başkanlığınca gerçekleşen tespitler çerçevesinde re’sen erişimin
engellenmesi tedbiri uygulanması ve bu tedbirin kaldırılması süreci hakkında
kamuoyunu bilgilendirme gereği duyulmuştur” denilmektedir.
Akla ilk gelen soru bu tip bir açıklama yapılma ihtiyacına daha önce
gerçekleştirilen erişim engelleme kararlarında neden gerek duyulmadığı ve
neden basın bildirisinin ve açıklamasının geciktiğidir.
Kurum “Yurt dışı kaynaklı söz konusu İnternet sitelerinden;
“http://www.zynga.com”, “http://www.hadigayri.com” ve
“http://www.gabile.com” adlı İnternet siteleri hakkında 5651 sayılı Yasanın
8. maddesindeki katalog suçlar çerçevesinde yeterli şüphe sebebi dolayısıyla
erişimin engellenmesi tedbiri uygulanmıştır” açıklamasını yapmıştır.
İlaveten Kurum “erişimin engellenmesi tedbirleri sonrasında; site yetkilisi
olduklarını belirten müracaat sahipleri iletişim bilgilerini kısmen beyan
ederek Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ile irtibata geçmiş ve suça konu
içerikleri söz konusu İnternet sitelerinden çıkardıklarını ve bu tür başkaca
içeriğin sitelerinde yer almaması için gerekli tedbirleri aldıklarını beyan
etmişlerdir.
Gerek suça konu içeriklerin çıkartıldığı beyanının Telekomünikasyon İletişim
Başkanlığınca gerçekleştirilen teknik incelemelerle tespit edilmesi ve
gerekse ölçülülük ilkesi çerçevesindeki değerlendirmelere bağlı olarak
ilgili İnternet sitelerine ilişkin erişimin engellenmesi tedbiri
kaldırılmıştır” açıklamasını yapmıştır.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından yapılan bu açıklamalar
tatmin edici olmaktan uzaktır.
5651 numaralı Kanunla TİB’e verilen yetkinin detayları 30/11/2007 tarih ve
26716 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan İNTERNET ORTAMINDA YAPILAN YAYINLARIN
DÜZENLENMESİNE DAİR USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİK’le düzenlenmiştir.
Bu Yönetmeliğin 14. maddesi idari tedbir olarak erişimin engellenmesi
kararlarının ne şekilde ve ne zaman verileceğini düzenlemektedir.
Bu maddeye göre içeriği 5651 numaralı Kanun’un 8. maddesinde belirtilen
suçları oluşturan yayınlarda, içerik sağlayıcının veya yer sağlayıcının yurt
dışında bulunması halinde veya içerik sağlayıcı veya yer sağlayıcı yurt
içinde bulunsa bile, içeriği Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesinin birinci
fıkrasında yer alan çocukların cinsel istismarı veya aynı Kanunun 226 ncı
maddesinde yer alan müstehcenlik suçlarını oluşturan yayınlara ilişkin
olarak erişimin engellenmesine Başkanlıkça re’sen karar verilir. Türk Ceza
Kanununun 103 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan çocukların cinsel
istismarı veya aynı Kanunun 226 ncı maddesinde yer alan müstehcenlik
suçlarını oluşturan yayınlara ilişkin olarak içerik veya yer sağlayıcının
yurt içinde bulunması durumunda bu karar, yirmidört saat içinde hâkimin
onayına sunulur ve hâkim kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Bu
süre içinde kararın onaylanmaması halinde tedbir, Başkanlık tarafından
derhal kaldırılır ve erişim sağlayıcılara bildirilerek gereğinin yerine
getirilmesi istenir.
14. maddeden anlaşıldığı gibi TİB’in içerik veya yer sağlayıcının yurt
içinde bulunması durumununda res’en verebileceği erişim engelleme kararları
müstehcenlik ve çocuk pornografisi ile sınırlıdır. Bu durumda TİB tarafından
fuhuşa aracılık ve teşvik eden yazı ve görüntülerin yer alması gerekçesi ile
“http://www.hadigayri.com” ve “http://www.gabile.com” sitelerine verilen
erişim engelleme kararının kanuna ve bu hükme uygunluğu tartışılır.
Zynga’nın yurt dışı tabanlı bir site olduğu doğrudur. Fakat hosting’i yurt
dışında yapılıyor olsa bile yöneticileri, daha doğrusu içerik sağlayıcıları
Türkiye’de bulunan ve kolayca ulaşılabilen “http://www.hadigayri.com” ve
“http://www.gabile.com” sitelerini “fuhuşa aracılık ve teşvik” gerekçesi ile
TİB’in idari tedbir kararı ile erişime engelleme yetkisi yoktur. Bu yetki
içerik sağlayıcıları Türkiye’de olduğu için soruşturma evresinde hâkimlere,
kovuşturma evresinde ise mahkemelere verilmiştir.
Bu önemli ayrıntı göz önünde bulundurulduğunda TİB uygulamada hata
yapmıştır, ve yetkisi dışında vermiş olduğu erişim engelleme kararları ile
ilgili site sahip ve kullanıcılarının haklarını ihlal etmiştir.
BTK’nın “ölçülülük ilkesi çerçevesindeki değerlendirmelere bağlı olarak
ilgili İnternet sitelerine ilişkin erişimin engellenmesi tedbiri
kaldırılmıştır” açıklaması bu bağlamda anlaşılabilir değildir. Açıklamada
“vatandaşlarca iletilen ihbarlarda ve kamu kurumundan intikal eden ihbar
yazılarında” ifadeleri bulunmaktadır. Madem ki TİB erişim engelleme
kararının meşruiyetini vatandaş ihbarlarına dayandırmakta ve bu nedenle
müdahalenin ölçülü olduğunu değerlendirmektedir, ilgili açıklamada bu
şikayetlerin içeriğinin de açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bir
hukuksal hakka ilişkin ölçü kavramı, bu hakkın bir başka ve/veya değerle
ilişkisi bağlamında test edilebilir. İhbarda bulunduğu ifade edilen
vatandaşların şikayetinin içeriği bu anlamda özel anlam taşımaktadır. Erişim
engelleme kararının dayanağı fuhuş olduğuna göre bu vatandaşlar burada fuhuş
yapıldığını nasıl saptamıştır? Şikayetçiler buna ilişkin somut bir veri
sunmuş mudur? Yoksa sadece kendi ahlaki değerleriyle çelişen bir sitenin
erişime engellenmesini mi talep etmişlerdir? TİB bu iddiaları hangi verilere
göre değerlendirmiştir? “Ölçülülük ilkesi çerçevesindeki değerlendirmelere
bağlı olarak ilgili İnternet sitelerine ilişkin erişimin engellenmesi
tedbiri kaldırılmıştır” ifadesini nasıl anlamak gerekir. Fuhuş ya vardır ya
yoktur, ölçülü fuhuş diye bir kavram söz konusu olamayacağına göre TİB’in
şüpheleri mi azalmıştır?
Bu ve benzeri birçok soruya yapılan açıklamada cevap bulmak mümkün değildir.
Anılan sitelere erişimin engellenmesi ve sonrasında gelen açıklama, şeffaf
bir uygulamanın eksikliği ve gerekçesiz olarak tek taraflı verilen erişim
engelleme kararlarının ölçüsüzlüğünü açık ve net bir şekilde
örneklemektedir.
Akdeniz ve Altıparmak tarafından hazırlanan İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve
Yasaktır: Türkiye’de İnternet İçerik Düzenlemesi ve Sansüre İlişkin
Eleştirel Bir Değerlendirme Kasım 2008 tarihinde İnsan Hakları Ortak
Platformu (İHOP) “İfade Özgürlüğü Programı”nın katkılarıyla yayınlanmıştır.
Bu kitaba PDF olarak http://privacy.cyber-rights.org.tr/?page_id=255
adresinden ulaşmak mümkündür.
Doç. Dr. Yaman Akdeniz Istanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde
öğretim üyesidir. Fakülte içinde kurulmuş olan SiberHukuk Araştırma
Ünitesi’nin koordinatörlüğünü yapmaktadır ve SiberHukuk LLM (hukuk “master”)
programından sorumludur. Aynı zamanda Cyber-Rights.Org adlı kar amacı
gütmeyen sivil toplum örgütünün kurucusu ve 1997’den beri başkanıdır ve 2003
yılından beri de bilgi edinme hakkı konusunda çalışmalar yapan
BilgiEdinmeHakki.Org’un ortak kurucu başkanıdır. “İnternette Çocuk
Pornografisi ve Hukuk; Ulusal ve Uluslararası Etkiler” (Internet Child
Pornography and the Law: National and International Responses) adlı kitabı
Haziran 2008’de Ashgate tarafından yayımlanmıştır. Akdeniz hakkında daha
fazla bilgiye http://cyberlaw.org.uk ve http://cyber-rights.org.tr
adreslerinden ulaşabilirsiniz. İletişim için lawya@cyber-rights.org adresini
kullanabilirsiniz.
Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi’nde öğretim üyesidir. SBF’de lisans ve lisansüstü düzeyde insan
hakları ve idare hukuku dersleri veren Altıparmak, Fakülte’nin İnsan Hakları
Merkezi’nin de yönetim kurulu üyesidir. Merkez tarafından yürütülmekte olan
araştırma ve eğitim programlarından sorumlu olan yazarın ulusal ve
uluslararası dergilerde yayımlanmış insan hakları ve silahlı çatışma
hukukuna ilişkin çok sayıda çalışması bulunmaktadır. Yazarın çalışma
konuları arasında ifade özgürlüğü dışında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi,
işkence yasağı ve insan hakları kurumsallaşması bulunmaktadır. Çalışmaları
için bkz:
için: kerem.altiparmak@politics.ankara.edu.tr.
Türkiye’den yaklaşık 6000 web sitesine erişim engellendi
Yazan: Doç. Dr. Yaman Akdeniz, İstanbul Bilgi Üniversitesi, Hukuk Fakültesi, Öğretim Görevlisi

5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun Kasım 2007’de yürürlüğe girdiğinden beri YouTube, Geocities, DailyMotion, WordPress, Google Groups, ve Google Sites dahil olmak üzere bir çok web sitesi mahkemeler ve TİB tarafından verilen idari engelleme kararları ile erişime kapatılmıştır, ve kapatılmaya devam edilmektedir.
TİB verilerine göre, 11 Mayıs 2009’a kadar Türkiye’de 5651 Sayılı Kanun hükümlerine göre erişime kapatılan web sitesi sayısı 2601’dir. Bu web sitelerinden 475’i (18%) mahkeme kararıyla engellenirken çoğunluk, 2126 site (82%) TİB tarafından verilen idari kararlarla erişime engellenmiştir.
11 Mayıs 2009’a kadar verilen 475 mahkeme kararının gerekçelerine göre, 121 web sitesi müstehcenlik (TCK madde 226), 54 web sitesi çocukların cinsel istismarı (TCK, madde 103/1), 19 web sitesi kumar (TCK, madde 228), 20 web sitesi müşterek bahis suçlarıyla ilgili içerik taşıdıklarından, 54 web sitesi de Atatürk aleyhine işlenen (25.7.1951 tarih ve 5816 sayılı Kanun) suçlarla ilgili olarak erişime engellenmiş bulunmaktadır. Bu 54 siteyle ilgili kararlardan 32’si aslında ülkenin farklı yerlerindeki mahkemeler tarafından 17 web sitesi hakkında olup, (çoğunluğu da YouTube’dan kaynaklanan) yinelenerek verilen kararlardır.
Bunlardan başka 5 web sitesi fuhuş (TCK, madde 227) ve bir web sitesi de uyuşturucu kullanımını kolaylaştırma (TCK, madde 190) suçlarından dolayı erişime engellenmiştir.
167 web sitesine erişim 5651 Sayılı Kanun kapsamı dışında kalan gerekçelerle mahkemeler tarafından engellenmiş ancak TİB bu kararların ayrıntılı bir dökümünü vermemiştir. Bununla birlikte, anlaşıldığı kadarıyla TİB 8. maddedeki katalog suçlarıyla ilgisi olmasa da erişim engelleme kararlarını yerine getirmektedir. Geçen sene Mayıs 2008 ayında 5651 Sayılı Kanun kapsamı dışında kalan gerekçelerle mahkemeler tarafından engellenmiş web sitesi sayısı 69ken bu sayının bugün itibarı ile 200den fazla olduğu gözlemlenmektedir.
11 Mayıs 2009’a kadar TİB tarafından verilmiş 2126 idari engelleme kararının çoğunluğunu 1053 karar ile çocukların cinsel istismarı (TCK, madde 103/1) oluşturmaktadır. Bu suçu diğer suçlar şu şekilde takip etmektedir: 846 müstehcenlik (TCK, madde 103/1), 117 futbol ve diğer sporlarla ilgili müşterek bahis web siteleri (5728 sayılı Kanun, madde 256), 74 kumar siteleri (TCK, madde 228), 20 fuhuşla ilgili site (TCK, madde 227), 11 site uyuşturucu / uyarıcı madde kullanımını kolaylaştırma (TCK, madde 190), 2 site Atatürk aleyhine işlenen suç (25.7.1952 tarih ve 5728 sayılı Kanun), ve bir de intiharı teşvik ve kolaylaştırma (TCK, madde 84).
Engelleme bağlamında bazı siteler DNS üzerinden engellenirken bazıları da hem DNS hem IP adresiyle engellenmiştir. TİB istatistiklerine göre, 11 Mayıs 2009 tarihine kadar 2054 web sitesi adresine ilaveten ilintili olduğu engelleme kararına göre 483 de IP adresi engellenmiştir.
11 Mayıs 2009’da yayınlanan istatistiklerden sonra TİB erişim engelleme istatistiklerini yayımlamayacağını bildirdi, ve resmi olarak Mayıs 2009′dan beri erişim engelleme istatistikleri yayımlanmıyor. TİB’in görüşü “istatistik yayınlamanın ilgili hiç bir kimseye pek bir faydası olmadığı” seklinde olsa da açıklık ve şeffaflık açısından detaylı istatistiklerin kamuoyu ile paylaşılması lazım, ve detaylı istatistiklerin yayımlanmama kararı geriye atılmış bir adımdır.
İlaveten, erişim engelleme kararları 5846 numaralı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun Ek Madde 4 mahkemeler ve Cumhuriyet Savcıları tarafından da verilebilir. Bu madde gereği Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda tanınmış haklarının ihlâli halinde, hak sahiplerinin başvuruları üzerine ihlâle konu eserlerin içerikten ve yayından çıkarılması öngörülmüş. 5846 numaralı kanun altında yapılan erişim engellemeler genelde Mü-yap tarafından yapılıyor, ve son günlerde bu kanun ve uygulaması tekrardan Myspace, Last.fm, ve akilli.tv’ye yapılan erişim engellemeleri ile tekrardan kamuoyunun dikkatini çekti. Fakat basına çok lanse edilmese bile bu kanun ve madde kullanılarak erişimi engellenen 3000’in üzerinde site olduğu da söyleniyor.
Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda Türkiye genelinde sebebi ne olursa olsun en az 6000 siteye erişimin engellendiğini söylersek bu rakam kesinilkle abartılı olmaz. Sivil bir girişim olan Engelliweb. com (http://engelliweb.com/) zaten bugün itibarı ile 4196 erişime engellenmiş site hakkında kamuoyunu bilgilendiriyor.

Şekil: Türkiye’de 11 Mayıs 2009’a Kadar Verilen Erişim Engelleme Kararları
Madde 8(1)(a)(1): intiharı teşvik ve kolaylaştırma (TCK, madde 84); Madde 8(1)(a)(2): çocukların cinsel istismarı (TCK, madde 103/1); Madde 8(1)(a)(3): uyuşturucu kullanımını kolaylaştırma (TCK, madde 190); Madde 8(1)(a)(4): sağlık için tehlikeli madde sağlanması (TCK, madde 194); Madde 8(1)(a)(5): müstehcenlik (TCK, madde 226); Madde 8(1)(a)(6): fuhuş (TCK, madde 227); Madde 8(1)(a)(7): kumar (TCK, madde 228); Madde 8(1)(b): Atatürk aleyhine işlenen suçlar (25.7.1952 tarih ve 5728 sayılı Kanun); ve futbol ve diğer sporlarla ilgili müşterek bahis (5728 sayılı Kanun, madde 256).
Obama Erdoğan’a hediye verdi mi öğrenmek imkânsız / Türkiye / Radikal İnternet
17/09/2009 08:30
Obama’nın Türkiye ziyareti sırasında Erdoğan’a herhangi bir hediye verip vermediği sorusunu hem Başbakanlık Bilgi Edinme Birimi hem de Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu yanıtsız bıraktı
TARIK IŞIK
‘Obama, Erdoğan’a bir şey hediye etti mi?’ sorusuna gelen resmi yanıt: Hediye kişiseldir, resmi kaydı tutulmaz.
ANKARA – ABD başkanlarına verilen hediyeler Beyaz Saray’ın internet sitelerinden öğrenilebilirken, Türkiye’de Başbakan’a hediye verilip verilmedeğini öğrenmek bile neredeyse imkansız. Radikal, ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama’nın 6 Nisan 2009’da gerçekleştirdiği Ankara ziyaretinin hemen ertesi günü, Başbakanlık Bilgi Edinme Birimi’ne müracaat ederek, iki lider arasında ‘hediye alış-verişi’ olup olmadığını sordu. Başbakanlık, soruya net bir yanıt vermek yerine ‘hediyeleşmenin’ dünyada kabul gören yerleşik bir protokol kuralı olduğunu hatırlatmakla yetindi. Bunun üzerine, konuyu Bilgi Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na taşıyan Radikal’e, Türkiye’de siyasetin şeffaflık konusunda seviyesini gösteren örnek bir yanıt geldi:
‘Talep edilen bilgi Başbakanlık Makamı’nın kamusal veya yönetsel faaliyetleri kapsamında oluşan bir bilgi olmaması sebebiyle tutulan resmi bir kayıt yok. Ayrıca hediyeleşme nezaket ve protokol kurulları gereği kişisel mahiyeti var.’
Türkiye’ye gelmesinden kısa bir süre önce Britanya’da düzenlenen G20 zirvesinde Kraliçe 2. Elizabeth’e bir iPod hediye eden ABD Başkanı Obama’nın Başbakan Erdoğan’a da son teknolojik bir ürün mü, yoksa daha geleneksel bir hediye mi verdiğini öğrenmek için Başbakanlık Bilgi Edinme Birimi’ne başvurduk. Yasal sınır ‘15 iş günü’ olmasına karşın 19 iş günü sonra gelen yanıtta iki liderin verdiği ve aldığı hediyelerle ilgili en küçük bir bilgi yoktu:
‘Devlet adamlarının yabancı ülkeleri ziyaretlerinde muhatapları ile hediye teatisinde bulunmaları bütün dünyada kabul gören yerleşik bir protokol kuralıdır. Söz konusu hediye teatisi genellikle devlet adamlarının huzurunda iki ülkenin protokol görevlileri arasında yapılmaktadır. Hediyeler devleti temsilen Başbakan’ın şahsına verilmektedir. 4982 sayılı Kanun uyarınca bilginize arz ederiz.’
İçinde bilgi bulunmayan bu ‘yanıt’a Bilgi Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na başvurarak itiraz ettik ve sır gibi saklanan hediye alış-verişini öğrenmeye çalıştık. Başvurunun üzerinden yaklaşık dört ay geçtikten sonra itiraza ‘ret’ yanıtı geldi.
Bilgi Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’nun ‘ret’ yanıtının gerekçesi ilginçti: ‘İtaraz konusu başvuruya talip edilen bilginin, Başbakanlık Makamı’nın kamusal veya yönetsel faaliyetleri kapsamında oluşan bir bilgi niteliğinde olmaması sebebiyle, tutulan resmi bir kaydın bulunmadığı Sekreteryamızca yapılan araştırmadan anlaşılmıştır. Bu itibarla ülkeler arası ziyaretlerde nezaket ve protokol kurallarının gereği olarak, kişisel mahiyeti bulunan bir teamül uygulamasına dair olduğu ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında erişime açılma zorunluluğunun bulunmadığı değerlendirilmekle itirazın reddedildiğinin başvuru sahibine bildirilmesine oybirliği ile karar verilmiştir.’
Hrant Dink cinayetinde kalem gerçekten silahtan güçlüymüş! / Türkiye / Radikal İnternet
Hrant Dink cinayetinde kalem gerçekten silahtan güçlüymüş!
10/06/2009
Gazeteci Nedim Şener, Hrant Dink cinayetinde istihbarat ihmallerini yazdı, katil zanlısına istenen cezadan daha çoğunu alması için yargılanıyor.
İSTANBUL – AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetinde polisin ve istihbarat birimlerinin ihmal ve hatalarını anlatan ‘Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’ adlı kitabın yazarı ve Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener hakkında ‘kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret, adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal’ suçlarından açılan davanın görülmesine başlandı. Şener’in 28 yıla kadar hapsi isteniyor. Cinayeti işlediği belirtilen Ogün Samast için bile 20 yıl hapis istenmişti. Olayda ihmali görülen sekiz jandarma görevlisi ise2′şer yıl hapisle yargılanıyor.
Şener hakkında açılan davaların ilkine İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Duruşmaya ‘kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret, adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal’ suçlarından 8 yıla kadar hapsi istenen sanık gazeteci Nedim Şener katıldı. Suçlamaları kabul etmeyen Şener, kitapta haberleşmenin gizliliğini ihlal edildiğini, ihlal edilen telefon konuşmalarının kitabını yazmadan aylar önce televizyon ve gazetelerde yayınlandığını ifade etti. Şener, adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçuna ilişkin ise ‘Benim hakkımda şikayette bulunan istihbarat daire başkanı Ramazan Akyürek ile yine polis memuru Muhittin Zenit hakkında açılmış herhangi bir mahkeme olmadığı için böyle bir adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs sıfırdır. Kaldıki açılmış bir mahkeme varsa gazeteci olarak benim görevim o soruşturmaya, o davaya gazeteci olarak gerçeğin ortaya çıkmasını sağlamak ve katkı yapmaktır’ diye konuştu.
Devlet memuruna hakaret suçlamasına karşı ise Nedim Şener, kendisinden şikayetçi olan kişiler hakkında Hrant Dink cinayetine ilişkin görevlerini ihmal ettiklerine yönelik incelemenin sürdüğünü, hakaret iddiasının ise kitabındaki bu kişilerin görevlerini ihmal ettiklerini belirten bölümlere ilişkin olduğunu söyledi. Mahkeme, duruşmayı eksikliklerin giderilmesi ve sanık avukatının savunmasını hazırlaması için ileri bir tarihe erteledi.
-ŞİKAYETÇİ OLANLARDA BU OLAYA ŞAŞIRIYORLARDIR-
Nedim Şener’e destek olmak amacıyla Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin duruşmayı takip etti. Adliye çıkışında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Nedim Şener, yargılamanın en adil kararı vereceğini düşündüğünü belirtti. ‘Herhalde davada şikayetçi olanlar da bu olaya şaşırıyorlardır. Kendileri bile yargı önüne çıksalar ancak 2 yılla yargılanacaklardır’ diyen Şener, ‘Bir gazetecinin 28 yılla yargılanması herhalde Türk yargı sistemi ile ilgili konu olsa gerek. Başka bir yorum yapamayacağım. Bizim kitabımızın en büyük dayanağı daha önce aynı raporları Milliyet gazetesinde yayınladık. Dolayısıyla ordan gelen bir gazetecilik çabası. Bu tip eleştirilerin muhatabı Sedat Ergin’dir’ diye konuştu.
Nedim Şener’in ardından söz alan Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin ise ‘Nedim bu çalışmasında devlet görevlilerinin bu alandaki kusurlarını yine devletin belgelerine dayanarak çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur. İhmalleri kusurları ortaya koymuştur’ diye konuştu.
Ergin sözlerine şöyle devam etti: ‘Devletin kusurlarını sergilemek teşhir etmek toplum adına gazetecilerin görevidir. Neden buradayız? Çünkü Nedim Şener Milliyet Gazetesi’nin bir mensubu, değerli bir meslektaşımız. Nedimle bu dayanışma içindeyiz. Hrant Dink cinayeti yakın tarihte Türkiye için bir yüz karasıdır. Pek çok nedenle. Ama bunun bir nedeni de bu cinayetin devletin güvenlik birimlerinin hem jandarma hem de emniyetin bütün istihbaratı, devletin bilgisi dahilinde bütün kurumların bu istihbartı almış olmasına rağmen işlenmiş olması çok üzücü bür olaydır. Bu açıdan Şener görevini yapmıştır. Ben Nedim Şener’i bir kez daha hem Türk demokrasisi adına, basın özgürlüğü adına bu gazetecilik görevini layıkıyla başarıyla yerine getirdiği için kutlamak istiyorum’
‘Türkiye basın özgürlüğünde bütün devlet kurumlarının kusurlarının basın tarafından sergilenmesi basın özgürlüğünün demokrasinin bir gereğidir’ diyen Ergin, ‘Nasıl askerin kusurları, o kurumun kusurları hataları, eksikleri sergileniyorsa demokrasi için bunların sergilenmesi önemli bir adım olarak görülüyorsa aynı şekilde polis teşkilatının da kusurlarının bü tün devlet kurumlarının ister polis olsun ister ordu ister yargı bütün devlet kurumlarının ihmallerinin sergilenmesi basının görevi içinde olan bir konudur. Basın özgürlüğünnün teminatı güvencesi altında olan bir konudur. Ben değerli meslaktaşımı bu önmeli gazetecilik çalışmasından dolayı bir kez daha tebrik etmek istiyorum’ şeklinde konuştu. (dha)
VIENNA, 18 June 2009 – Miklos Haraszti, the OSCE Representative on Freedom of the Media, asked Turkish authorities today to drop charges against journalist Nedim Sener for his investigative book on the murder of fellow journalist Hrant Dink, and called for urgent reform of laws that restrict freedom of expression.
‘Sener is prosecuted in defiance of freedoms that both OSCE commitments and Council of Europe standards grant to critical publications,’ wrote Haraszti in a letter to Foreign Minister Ahmet Davutoglu. ‘What he did was critically assess the events leading up to Hrant Dink’s murder, and the deficiencies afterwards in the handling of the case and in the prosecution of the perpetrators.’
‘Justice must not be degraded into an act of revenge by the criticized authorities,’ said Haraszti.
Sener, a journalist for newspaper Milliyet, faces up to 28 years of imprisonment for writing a book, entitled The Dink Murder and Intelligence Lies. The book alleges that security forces failed to stop the murder of the well-known Turkish-Armenian writer in 2007, and cites alleged incidents of negligence by gendarmerie, police and national intelligence officers working on the case.
‘Media freedom commitments may be complied with only if fact-finding journalism receives the full backing of the law, and inaccuracies, if any have occurred, are not criminalized,’ wrote Haraszti in the letter.
‘There exist legal provisions in Turkey that could be misused to curb freedom of expression and information,’ he added. ‘The Criminal Code, the Press Law, the Anti-Terrorism Law, and the recent Law No. 5651 on Internet regulation all need to be modernized so that they cannot be used to restrict speech rights.’
‘By dropping the charges against Sener, Turkey could now stop punishing the messengers of unwelcome news, and instead carry out much-needed legal reform to ensure freedom of expression.’
Hrant Dink had publicly discussed the killing of Armenians in 1915 in terms that went against the official Turkish interpretations of history. For this, he was convicted in 2005 based on Article 301 of the Criminal Code, ‘denigrating Turkishness’, and murdered in January 2007 by radical activists. The trial of the persons accused in his murder still continues.
Radikal: Açık Toplum Farkı – Türkiye demokrasi testini geçemedi
09/02/2009 (MESUT HASAN BENLİ)
Leeds Üniversitesi’nden Dr. Yaman Akdeniz Türkiye ile Britanya arasındaki demokrasi farkını test etmek için, Elizabeth’in ziyaretinde ne hediyeler verdiği iki ülkede yetkili makamlara sordu. Akdeniz’e Britanya yanıt verdi, Türkiye vermedi.

ANKARA – Britanya Kraliçesi’nin Türkiye ziyaretinde verdiği hediyeler, Türiye ile Britanya arasındaki demokrasi farkını ortaya koymaya vesile oldu. Leeds Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Yaman Akdeniz, Kraliçe Elizabeth’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan ile eşlerine verdiği hediyeleri, bilgi edinme hakkı çerçevesinde öğrenmek için başvurdu. Akdeniz Türkiye’de sonuç alamazken, Britanya Dışişleri Bakanlığı ise bir ay içinde kendisine yanıt verdi.
Yaman Akdeniz, Elizabeth’in Mayıs 2008’de Türkiye’yi ziyaret etmesinin ardından 12 Ağustos 2008’te Başbakanlığa Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca başvurarak Erdoğan ve eşine verilen hediyeleri sordu. Ancak Akdeniz’e herhangi bir yanıt verilmedi. Akdeniz, eylül ve kasım aylarında sorusunu tekrarlamasına rağmen herhangi bir yanıt alamadı.
Akdeniz, Cumhurbaşkanlığı’na, Kraliçe’nin, Gül ve eşine verdiği ve aldığı hediyelerlerin niteliği ve değerlerinin ne olduğunu sordu. Ancak, bu sorular da yanıtsız kaldı. Oysa Bilgi Edinme Kanunun 11. Maddesi, başvuruları 15 gün içinde cevaplandırmak zorunluluğu getiriyor. Kanunda açık ve net bir şekilde belirtilmiş olmasına rağmen hem Başbakanlık hem Cumhurbaşkanlığı Akdeniz’e yanıt vermedi.
Akdeniz, eşzamanlı olarak aynı soruları Britanya Dışişleri Bakanlığı’na da yöneltti. 11 Ağustos 2008’de ilk başvuruyu yapan Akdeniz’e konuyla ilgili bilgi olmadığı yanıtı verildi. Bu yanıt üzerine Akdeniz, 23 Eylül 2008 tarihinde ‘yeniden yoklama‘ isteğinde bulundu. 24 Kasım 2008 tarihinde, Britanya Dışişleri Bakanlığı, Ankara’daki Büyükelçilik ve İstanbul’daki konsolosluk yetkilileriyle temasa geçtikten sonra, Kraliçe’nin ziyaretinde verdiği hediyelerle ilgili bilgiyi gönderdi.
Yanıt yazısında Elizabeth’in Türkiye ziyareti sırasında Gül ile Erdoğan’a, tarihi bir kitap, kabartma bir kutu ve fotoğrafının bulunduğu özel bir çerçeveden oluşan hediyeler verdiği belirtildi. Kraliçenin hangi hediyeleri verdiği tek tek sıralandı.
Akdeniz, Radikal’e yaptığı açıklamada, “Mecburiyet varken, cevap bile vermediler. Kanunun uygulanması açısında çok düşündürücü ve üzücü. Bu çalışmada merak edilen Kraliçe’nin ne hediye verdiği, ya da ne hediye aldığı konusu değil. Burda demokrasi, açıklık şefaflık açısından Türkiye ile Britanyayı karşılaştırmaktı” dedi.

Akdeniz, Türkiye’de bilgi edinme yasasının ciddiye alınmadığını öne sürerek, “Bilgi edinme değerlendirme kurulu var, ancak çok etkisiz kalıyor. Başbakanlığın bodrumunda sıkışmış haldeler. Bilgi, bir şekilde gün ışığına çıkıyor; devlet politikaların açık ve şeffaf olması lazım” diye konuştu.
Yasaya göre, kurumlar başvuru üzerine istenen bilgi veya belgeye erişimi 15 gün içinde sağlamak zorunda. Ancak başka bir kurum ve kuruluştan bilgi alınarak başvuru sahibine verilmesi gerektiği durumda süre 30 gün.
‘Gerektiği’ kadar bilgi
Türkiye’de kamu kurum ve kuruluşları bilgi vermek durumdan kaldıklarında ise vatandaşlar tuhaf yanıtlar veriyorlar. Bilgi Edinme Yasası kapsamında polisin elindeki biber gazı oranını soran Avukat Emre Baturay Altınok’a Emniyet Genel Müdürlüğü “Yeteri kadar” diye yanıt vermişti. Altınok’un “2006 yılında ne kadar biber gazı kullanıldı” sorusunu da Emniyet, ise “Gerektiği kadar” diye yanıtlanmıştı.
‘Mayınsız Türkiye Girişimi’nden Muteber Öğreten, Genelkurmay Başkanlığı’na bilgi edinme hakkını kullanarak 2004’te Türkiye’deki depolarla toprak altındaki antipersonel mayınlarla ilgili istatistikleri sormuş ve 13 Aralık 2004’te şu yanıtı almıştı: “Milli savunmaya yetecek kadar mayın bulunmaktadır.”