Cyber-Rights.Org.TR

December 28th, 2011

Akademisyenler Playboy erişim engelleme davasını Danıştay’a taşıyorlar

Cyber-Rights.Org.TR Basın Bildirisi – http://privacy.cyber-rights.org.tr/

Akademisyenler Playboy erişim engelleme davasını Danıştay’a taşıyorlar.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yaman Akdeniz ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Kerem Altıparmak tarafından, www.playboy.com İnternet sitesine Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nca (TİB) uygulanan erişim engelleme kararına karşı açılan iptal davası Ankara 11. İdare Mahkemesi tarafından reddedildi.

Davacıların kullanıcı sıfatı ile yaptıkları başvuruda, TİB’e 5651 sayılı Yasa ile verilen erişim engelleme yetkisinin Anayasa’da öngörülen temel hakların korunmasına ilişkin rejime aykırı olduğu ileri sürülerek Yasanın ilgili hükümlerinin iptal talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi istenmişti. Ayrıca başvuruda, tedbir kararının özel hayatın gizliliğine müdahale niteliği taşıdığı ileri sürülmüştü. Dava dilekçesinde ayrıntılı bir şekilde gerekçeleri açıklanan bu itirazlar ilgili mahkeme kararında tartışılmamış sadece “savunma ekinde mahkemeye sunulan bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden söz konusu sitede herkesin kolaylıkla ulaşabilmesi mümkün müstehcen içerikli görüntülere yer verildiği” belirtilerek iptal talebi reddedilmiştir.

Dava devam ettiği ve karar temyiz edileceği için karara ilişkin ayrıntılı itirazlar temyiz dilekçesinde sunulacaktır. Bununla birlikte, bu aşamada şu hususların belirtilmesi gerekli görülmektedir:

1. İdare mahkemeleri önlerine gelen davalarda ret gerekçelerini açık bir şekilde kaleme almalıdır.

2. TİB’in erişim engelleme yetkisinin Anayasa’ya uygun olup olmadığı mutlaka tartışılmalıdır.

3. Müstehcen olduğu ileri sürülerek erişime engellenen İnternet sitelerinin özel hayata müdahale niteliği olup olmadığı değerlendirilmeden etkin bir hak koruması mümkün değildir.

4. Çocukları koruma amacı ile erişimi engellenen sitelere yetişkinler de girememektedir. Ölçülülük ilkesi çerçevesinde bir değerlendirme de mutlaka mahkemeler tarafından yapılmalıdır.

5. Müstehcenlik kavramı belirsizliğini tüm gizemiyle korumaktadır. Playboy.com sitesi müstehcen bulunarak erişime engellenebiliyorsa günlük gazetelerin İnternet siteleri de dahil milyonlarca sitenin erişime engellenmesi mümkün hatta zorunlu hale gelecektir. Söz konusu karar bu nedenle çok tehlikeli bir emsal oluşturmaya adaydır.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Slashdot
  • LinkedIn
November 30th, 2011

BirGün: “İnterneti muhafazakarlık vurdu”

İnterneti muhafazakarlık vurdu – Güncel Haber – Online BirGün

28 Kasım 2011

Prof. Dr. Yaman Akdeniz, Bilgi Üniversitesi rektör yardımcısı. Aynı üniversitede Hukuk fakültesi yüksek lisans dersleri veriyor. Akdeniz, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı(AGİT)’nda da çalışmalarını sürdürüyor. 56 ülkenin üye olduğu AGİT’in geçen Temmuz ayında yayımlanan internet raporunda Türkiye’ye yönelik eleştirileri hazırlayan isim de Prof. Dr. Akdeniz. İnternet alanında çalışmalarını sürdüren ve özgür bir interneti savunan Prof. Dr. Akdeniz’le rektör yardımcısı olduğu üniversitenin yerleşkesinde buluşup sohbet ettik.

Filtreli internet sansür mü, değil mi? Sanırım en çok tartışma konusu olan soru bu.
Türkiye’de aslında internet 2007’den itibaren sansürlü durumda. O tarihten beri de bizim özgür internetimiz yok. 5651 sayılı yasa 2007’de çıktığında çok sayıda siteye erişim engellendi. Youtube, blogspot vs.başta kamuoyunun bildiği siteler olmak üzere binlerce site yasaklı durumda.. Resmi istatistiklerde bu engelli site sayısı açıklanmıyor. engelliweb.com sitesinin verilerine göre 15 bin site yasaklı. Benim bu istatistiklerin açıklanması için Telekominikasyon İletişim Başkanlığı’na açmış olduğum bir dava var. Ankara İdare Mahkemesi’nde bu dava iki senedir devam ediyor. İsteyen filtreli internet kullanır, dileyen kullanmaz meselesine gelmeden önce internetimiz böyle bir sıkıntının içinde. Asıl problem de bu. Filtreli internet, bu uygulamanın bir parçası. Yani zaten sansürlü olan bir internetin üzerine filtreli internet sadece sansürü katmerlemiş oldu.

Uygulama son haliyle iki pakete indi. Bu ne anlama geliyor?
22 Şubat’ta 4 paketle gündemimize giren ve gelen tepkilerin ardından aile ve çocuk paketi olmak üzere ikiye indirilen filtreli internet paketlerinin içinde listeler oluşturulacak. Aile paketi içinde kara liste oluşturuldu, çocuk paketi ise beyaz listeden oluşuyor. Bu liste BTK tarafından belirlenmiş sadece çocukların girebileceği bir liste… İnternetin geneli çocuklara kapalı, sadece beyaz listede yer alan sitelere girebilecekler.

Burada sizi rahatsız eden nedir?
Buradaki ilk zamanından beri temel eleştiri konusu bu filtreleri kimin belirleyeceğiydi. Paketlerin son haliyle, BTK filtreleri belirleyecek bir kurul belirledi. 11 üyeden oluşan kurulun 3üyesi, başkanı dahil, BTK’den, 2 üyesi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan, 2 üye internet kurulu(Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı bünyesinden) 3 üye de bağımsız uzman olacak. Ama bu üç bağımsız uzman BTK tarafından belirlenecek. Bu kurulun test aşamasından önce belirlenip filtrenin kriterleri belirlenmeliydi. Bu yapılmadı. O nedenle bu 3 aylık test döneminde neyi test ettiklerini anlayamadım. 22 Kasım akşamı BTK sitesine koyulan açıklamada bu kurul oluşturulmuş, nasıl oluşturulduğundan kimsenin haberi yok, kurulda yer alan isimler yok. Güya bazı kriterler belirlenmiş, veri tabanları oluşturulmuş.

Filtreleri bu kurul belirleyecek, değil mi?
Evet. Şimdi neden sansür mü değil tartışmasına gelince, dünya geneline baktığınızda AGİT bünyesinde dışişleri bakanlarına 20 soru gönderdik. Resmi cevaplar geldi ülkelerden. Türkiye de cevap verdi. Bu soruların analizini içeren bir rapor hazırlandı. Temmuzda Viyana’da bu rapor AGİT tarafından açıklandı. AGİT üyesi 56 ülke içinde filtre konusunda Türkiye’nin yaptığını yapan başka ülke yok. Devlet eliyle Türkiye’nin üye olduğu tüm uluslararası platformlarda böyle uygulamalar yok. Filtreleme sistemlerinin teşviki var. Kullanılması teşvik ediliyor. Bazı durumlarda bazı ülkelerde ve ilk okullarda kullanılıyor. Biz de Milli Eğitim bakanlığı kullanıyor. Bazı ülkelerde kütüphanelerde kullanılıyor. Bazı ülkelerde internet kafelerde kullanılıyor.2007’den beri de Türkiye’de internet kafeler vb. yerler filtre kullanmak zorunda. Ama dünyada hiçbir şekilde servis sağlayıcı bazında hükümet onaylı, hükümetin veri tabanlarını oluşturduğu filtre sistemleri kullanılmıyor.

DERNEK SİTELER YASAKLANIYOR

Diyorsunuz ki bu işler öyle devlet eliyle olmuyor, olmaz da!
Devlet eliyle bu filtrelemeler başladığı zaman sansür tartışması başlıyor. Çünkü devlet hangi sitenin filtreleneceğine ya da hangi stenin filtrelenmeyeceğine, neyin yararlı-zararlı olduğuna karar verecek. Bizde başka problemler de var. TBMM’de Lambda ve Kaos GL sitelerine filtre koymuşlar. Gerekçe homoseksüellik. Şimdi bu nasıl bir gerekçe. İllegal bir şey değil bu siteler. O siteler dernek sitesi. Ama vekiller ancak form doldurarak girebiliyor. Aynı mantaliteyi burada da uygulamaya çalışacaklar.

BTK’nin uygulaması ‘Seçmek özgürlüktür’ sloganıyla başladı. Her internet kullanıcısı filtre kullanmak zorunda değil deniyor.
Tamam diyebilirsiniz ki zorunlu değil. İstemeyen kullanmaz. Ama bu filtreden yararlanmak isteyenler açısından problemler var. Devlet tek tip aile oluşturmaya çalışıyor. Tekrar söylüyorum, devletin filtre koyması yanlış. Bakın devlet anlayışına Adile Naşit’in olduğu film nasıl kırpılıyor, Ölüm Pornosu kitabı yayıncısının yanında, çevirmeniyle birlikte yargılanıyor. İçinde pornografik hiçbir şey yok. Ama çevirmenine kadar dava konusu ediliyor. Takip ettiğimiz buna benzer beş olay daha var. Bir blog müstehcen olduğu gerekçesiyle kapatılma davası. Bizim böyle bir arka planımız var. Çok şaşırmamak gerek aslında. Neden başka ülkelerde devlet bu işe çok bulaşmıyor. Filtre çok kullanılmıyor. Çok sayıda filtreli sitenin olmasından endişe ediliyor. Mesela ben düşünce özgürlüğü ve pornografi üzerine yazıyorum. Filtreli internet olmadık sözcüklerin seçtiği yeri her an yasaklayabilir. Bu tip problemlerden dolayı filtrelerin çok fazla güvenilir olmadığı bilindiği için daha fazla itekleyemiyorsunuz.

‘BUGÜN DAHA MI GÜVENDEYİZ?’

Son uygulamayla internetimiz gerçekten biraz daha güvenli olmuş olabilir mi? Sansür kötüdür ama güvenliği de getirir mi?
Fikri kullanım güvenliği interneti yok, bizde böyle bir varsayımdan hareket ediliyor. Devlet şimdi diyor ki filtre var. İnternetimiz artık güvenli.Yok böyle bir durum. İnternetin güvenli olmasını devlet sağlayamaz. Bu internetin güvenli olmadığı anlamına da gelmez. Güvenlik de göreceli bir durumdur. Böyle olduğu için çocuklar bugün daha mı güvenli? Devlet bunu nasıl garanti edebilir? Bugün bizim filtremiz var. Çocuklar daha güvenli ya da dünün çocukları bugünün yetişkinleri güvensiz ortamda mı yetişti, kötü insan mı oldu?

Devletin çocukları korumak görevi var mı?
Devletin tabiî ki çocukları korumak için bir görevi var. Ama uygulanacak politikaların doğru belirlenmesi gerekiyor. 5651 sayılı kanun da çocukları korumak içindi. Ancak tüm yurttaşlar çocuk muamelesi görüyor şimdi. Son durumu ben ikili sansür olarak görüyorum. Güvenlik lafı aldatmacadır.

Öyleyse sansür olmadan sorun nasıl çözülür?
İnternette elbette risk amacı taşıyan siteler var. Ancak bunlar eğitimle aşılabilir diye düşünüyorum. Mesela, çocukların facebook için ciddi anlamda eğitilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kişisel bilgilerin herkesle paylaşılmaması, profilin herkese açık olmaması gibi eğitim… Ancak siz bu sorunu Facebook’u kapatarak halledemezsiniz.

YASAK YASAKLANANI CAZİP KILAR

İnternet tüketicileri açısından direkt sıkıntı nedir?
Başbakan’ın uygun gördüğü 3 çocuklu aileniz var. Evde beş kişilik bir ailesiniz. Filtre kullanmak istediniz. 5 yaşındaki çocuğunuza göre bir paket, 17 yaşında çocuğunuz için bir paket ve ebeveynler için bir paket kullanamıyorsunuz. Tüketicileri koruyamam durumu da ortaya çıkıyor. Çocukları zararlı internet içeriğinden korumak yerine çocukları şiddetten, istismardan, açlıktan, yoksulluktan korumak bence daha önemli. Buraya gelene kadar yapılması gereken çok şey var. Yakın döneme kadar ‘taş atan çocukları’ hapse atıyorlardı. Eğitim sorunu varken siz kalkmış bu site yasak, şu yasak diyorsunuz. Bana sorarsanız yasak olunca, yasaklanan daha cazip konuma geliyor. Çünkü, neden yasak diye insan merak ediyor.

Siz 2007’de çıkan 5651 sayılı kanuna da karşı çıkıyordunuz.
5651 sayılı ‘erişimi engelleme’ kanunu benim başından beri savunduğum bir kanun değildi. Ben bunun zaten efektif bir uygulama olmadığını düşünüyorum. Youtube örneğinde de gördük, biliyorsunuz, 2.5 sene engellendi de ne oldu. İsteyen yine yolunu bulup girebiliyordu. Böyle bir uygulama olacaksa içinde nefret suçu, nefret söylemi, ayrımcılık, homofobi, şiddet içeren sitelerle mücadele edilmesi gerekiyor. Ama bu uygulamayı savunanlar kafayı müstehcenliğe takmış durumdalar. Ben bu uygulamaları bu nedenlerle inandırıcı bulmuyorum. Bana göre muhafazakar bir kesimin politikalarının genele dayatılmasıdır.

Sansürlü internetten iktidarın zihniyeti mi sorumlu?
Ben bunun bir parti sorunu olduğunu düşünmüyorum. 5651 sayılı kanun geçerken AKP, CHP ve MHP hep birlikte kanunu onayladılar. Ben bunu daha çok Türkiye’nin muhafazakar yapısıyla açıklamayı tercih ediyorum. Bu bakımdan sorunun daha genel, yani mevcut olan zihniyetin sansürcü olmasıyla ilgili olduğunu izah ediyorum. Hükümetin değişmesiyle daha özgürlükçü internet ve düşünce özgürlüğü olan bir ülke olacağımızı düşünmüyorum. Adile Naşit olayı, Ölüm Pornosu, Ahmet Şık’ın basılmadan yasaklanmaya çalışılan kitabı bana bunları düşündürtüyor.

‘AİHM’E GİDİLECEK DENLİ ÖNEMLİ’

BTK’nin son uygulaması davalık oldu. Konu Danıştay’a taşındı.
Filtreli internet uygulamasına açılmış bir dava var. Evet. Son uygulama kanun ya da yönetmelik bile değil. BTK’nin almış olduğu bir kararla yayınlanmış olan usul ve esaslara dair bir uygulama. Yönetmelik olsaydı, resmi gazetede yayınlanırdı. İdare hukuku açısından problemli bir durum. Tek taraflı olarak BTK ‘Elektronik haberleşme kanunu’na atıf yaparak usul ve esaslar geliştirdi. Bu durumun hukuki dayanağı yok. BTK kendi kendisine bir yetki oluşturmaya çalışıyor. BİANET ve Alternatif Bilişim Derneği Danıştay’a açmış oldukları davada bunu beyan ettiler. Aksi olsa BTK gibi kurumlar kendi keyfi uygulamaları doğrultusunda her istediklerini yaparlar. Danıştay’dan sonuç alınamasa AİHM’e gidecek kadar önemli bir konu bu. Youtube’u mesela AİHM’e Kerem Altıparmak ile birlikte taşıdık. Daha sonra Youtube açıldı. Ancak bu AİHM’deki davamızı çekmemiz için yeter bir uygulama değil. 5651 sayılı kanun olduğu sürece Youtube yine kapanır. Politik yollarla çözülmüş olması hukuken çözüldüğünü göstermez. Düşünce özgürlüğü açısından Türkiye sıkıntılı. AİHM’de bu konularla ilgili ard arda kaybedilen davalar var. Düşünce özgürlüğünü(10.madde) bugüne kadar en çok ihlal eden ülke Türkiye. Ve bu devam ediyor. Bu sizin artık iç hukukta değişiklik yapmanız gerekiyor anlamına da gelir.

Devletler gerçekten internetten korkuyor mu?
Evet. Mesela Twitter’dan 140 karakterle olay yaratabiliyorsunuz. Bunu çok iyi kullanan aktivistler var. Bundan duyulan bir rahatsızlık var. İletişim teknolojilerinin tarihçesine baktığınızda sadece internetle sınırlı olmayan ilk matbaalardan, ilk sinemalara, ilk tiyatrolara, ilk uydu sistemlerine kadar hepsinden korkuldu. İnternet yapısal olarak hepsinden farklı ama bunun engellenmesi mümkün değil.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Slashdot
  • LinkedIn
November 24th, 2011

Yıldırım: Güvenli internette sansür yok

Yıldırım: Güvenli internette sansür yok – İnternet- ntvmsnbc.com

Yıldırım: Güvenli internette sansür yok
Bakan Yıldırım, güvenli internet uygulamasıyla sansür, kısıtlama, yasağın söz konusu olmadığını söyledi.
AA
Güncelleme: 10:16 TSİ 23 Kasım. 2011 Çarşamba

Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, bakanlığının bütçesinin görüşmelerinde milletvekillerinin soru, görüş ve eleştirilerini yanıtladı. Güvenli internet ile ilgili hizmet alınmak istendiğinde ücret ödenmeyeceğini belirten Yıldırım, talepte bulunulmaması halinde şu andaki sistemin uygulanmaya devam edeceğini kaydetti.

Güvenli interneti tercih edenlerin de istedikleri anda bu uygulamayı terk edip tamamen serbest sisteme geçebileceğini anlatan Yıldırım, ”Yasak söz konusu değildir. Tamamen isteğe bağlıdır. Amaç çocukları zararlı yayınlardan korumaktır. İnternet çok büyük nimet ama aynen ilaç gibi, tedavinin yan tesirleri de var. Bu da buluğ olmayan çocuklarımızı bu tip zararlardan korumak devletin görevi. Ama mecburiyet yok. Aileler isterlerse böyle bir koruma opsiyonunu kullanacaklar. Bunun dışında sansür, kısıtlama, yasak söz konusu değildir” dedi.

Youtube’un mahkeme tarafından kapatıldığını ve 31 tane mahkeme kararı bulunduğunu aktaran Yıldırım, mahkeme kararlarının tamamının Atatürk’e hakaret ile ilgili olduğunu bildirdi.

Binali Yıldırım, şunları ifade etti:

”Biz ne yapacaktık; ‘ey Youtube, sen istediği gibi Atatürk’e hakaret et, biz mahkeme kararını tanımıyoruz, internete yasak gelir mi?’ diye duyarsız kalıp, mahkeme kararını uygulamayacak mıydık? Biraz insaf lazım.

Mahkeme kararlarından sonra onlar inat etti biz inat ettik. Çok büyük mücadele verdim ama çok büyük de hakarete uğradım. Kendimi ifade edemedim, anlatamadım, çok da hırslandım ama sonunda biz Youtube’u dize getirdik. Nasıl dize getirdik? Telif hakkından hareket ederek, TRT’den, Tarih Kurumundan, Anadolu Ajansından bu gösterilen hakarete konu değiştirilmiş görüntüleri bir telif hakkı olmaksızın yayınladıklarından dolayı kendilerini dava edeceğimizi yazılı olarak uyardık ve bunun üzerine bu konu onlar tarafından kabul edildi ve derhal kaldırıldı.

Mahkemeye müracaat eden Atatürkçü Düşünce Derneğidir. Ben olsam ben de ederim. Türk vatandaşı Atatürk’e hakareti hiçbir zaman hoş göremez, kabul edemez. Ama bunlar çok iyi propaganda yaptılar. Sanal alemde bizden daha etkililer. O mukayeseli üstünlüklerini çok iyi kulandılar ve kamuoyunu bize karşı ciddi anlamda örgütlediler. ‘Milyonlar kazanıyorsunuz, beş kuruş vermiyorsunuz, bunu yapmaya hakkınız yok, temsilciliğiniz yok’ dedim ertesi günü ’sana ne, sen kimsin, Maliye Bakanı mısın, internetimize nasıl laf edersin’ diye almadığım hakaret kalmadı. Önemli değil. Sonunda ısrar ettik, inat ettik, burada kim olursa bu ülkenin hukuk sisteminden güçlü hiç kimse yoktur. Bunu herkesin bilmesi lazım. Orada da boyunu ölçüsünü almıştır.”

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Slashdot
  • LinkedIn
November 15th, 2011

İnternet filtresi “Danıştay”lık oldu CNNTurk.com

İnternet filtresi “Danıştay”lık oldu CNNTurk.com

Alternatif Bilişim Derneği 22 Kasım’da uygulamaya girecek İnternet Filtresi uygulamasına karşı Danıştay’da dava açtı

Alternatif Bilişim Derneği, BTK tarafından İnternete getirilen merkezi filtreleme uygulaması ile ilgili kararın ve ilgili Güvenli İnternet Hizmetine İlişkin Usul ve Esaslar’ın iptali için Danıştay’da iptal davası açtı.

22 Şubat 2011 tarihinde yayınlanan ve ‘Güvenli İnternet Uygulaması’ şeklinde sunulan ilk kurul kararı, kamuoyunun eleştirilerine maruz kalmış ve kurum tarafından Ağustos 2011 içinde geri çekilmişti. Ardından karar revize edilmiş ve inceltilmiş yeni versiyonu 16 Eylül 2011 tarihinde BTK tarafından yayınlanmıştı. Yeni kurul kararında da hukuksuzlukları ve sansür anlayışının devam ettiğini söyleyen Alternatif Bilişim Derneği 4 Kasım 2011 tarihinde kurul kararının iptali istemiyle Danıştay’da dava açtı.

‘BTK yetkisini aşmıştır’

BTK kararının yasal dayanaktan yoksun olduğu belirtilen açıklamada, ‘Güvenli İnternet uygulaması temel hak ve özgürlükleri orantısız bir şekilde sınırlandırmaktadır. Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve hürriyetler ancak kanunla sınırlanabilir’ denildi. BTK’nın yetki aşımında bulunduğuna dikkat çeken dernek, ‘Güvenli İnternet’ düzenlemesi kapsamında değişiklikler ancak yasama organınca yapılabileceğini belirtti.

Açıklamada, ‘BTK’nın düzenlemesi iddia edilenin aksine salt gönüllülük esasına dayanmamaktadır. İnternet servis sağlayıcıları idarenin sunduğu listeleri (beyaz ve kara listeler) reddedemeyecekler, buna ilişkin alt yapıyı kurmaktan kaçınamayacaklardır. İdare, kamu gücü ayrıcalıklarını kullanarak milyonları etkileyen bir düzenlemeyi yetkisini aşarak zorunluluk haline getirmiştir’ vurgusu yapıldı. İtiraz dilekçesinde oluşturulan Çocuk ve Aile Profil Kriterleri Çalışma Kurulu ise hiçbir yasada tanımlanmadığına dikkat çekilelerek ‘Kurul’un kurulmasının tek nedeni, Kurum’un keyfi davrandığı iddialarının önünü almaktır’ denildi

‘Güvenli İnternet kavramı aldatmaca’

Uygulamanın yürürlüğe gireceği 22 Kasım 2011 ile birlikte ‘devlet eliyle merkezi bir şekilde’ filtreleme yapılacağı vurgulanan açıklamada ‘Hizmetten yararlanacak yurttaşların hangi sitelere erişeceği / erişemeyeceği BTK tarafından belirlenecektir. Yurttaşların filtre içeriklerini değiştirme özgürlükleri yoktur’ uyarısında bulunuldu.

‘Güvenli İnternet’ denilerek kamuoyunun yanıltıldığını söyleyen dernek, ‘İnternetin Güvenli Kullanımının’ancak dijital okur yazarlık ve yeni medya okur yazarlığı ile mümkün olabileceğini belirtti. ‘Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, ve AGİT’in defalarca belirttiği gibi filtreleme ve erişim engelleme ile güvenlik sağlanamaz’ denilen açıklamada kamuoyu İnternetine sahip çıkmaya ve sansür uygulamalarına tepki göstermeye çağrıldı.

Uygulamayla ilgili itiraz edilen noktalar

Alternatif Bilişim Derneği’nin başvurusunda dava açma gerekçesi olarak gösterilen maddeler ise şöyle:

‘-Öncelikle kamuoyu bilmelidir ki, Kurum Kararı yasal dayanaktan yoksundur. Güvenli İnternet uygulaması temel hak ve özgürlükleri orantısız bir şekilde sınırlandırmaktadır. Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve hürriyetler ancak kanunla sınırlanabilir. Bu nedenle düzenleme yasal dayanaktan yoksundur.

-Güvenli İnternet Hizmetine İlişkin Usul ve Esaslar’ ülke genelinde uygulanacak ve milyonlarca kişiyi etkileyecek bir düzenleyici idari işlemdir. BTK yasalara aykırı bir şekilde yasalarla düzenlenmemiş bir alanı idari bir işlemle düzenlemiştir. BTK böyle bir karar vermeye yetkili değildir. Asli düzenleme yetkisi yasama organındadır.

- Düzenlemenin hukuksal değer kazanabilmesi ancak Resmi Gazete’de yayımlanması ile mümkündür. Bu nedenle Resmi Gazete’de yayımlanmayan yönetmeliğin tamamının iptali gereklidir.

-BTK’nın düzenlemesi iddia edilenin aksine salt gönüllülük esasına dayanmamaktadır. İnternet servis sağlayıcıları idarenin sunduğu listeleri (beyaz ve kara listeler) reddedemeyecekler, buna ilişkin alt yapıyı kurmaktan kaçınamayacaklardır. İdare, kamu gücü ayrıcalıklarını kullanarak milyonları etkileyen bir düzenlemeyi yetkisini aşarak zorunluluk haline getirmiştir.

-Düzenlemede olumlu bir gelişme olarak gösterilen Çocuk ve Aile Profil Kriterleri Çalışma Kurulu ise hiçbir yasada tanımlanmamış, BTK’nın keyfi tercihlerine göre yapılandırılmış bir idari birimdir. Kurul’un üyeleri, Bakanlık ve Kurum tarafından herhangi bir ölçüte bağlı olmaksızın atanacaktır. Kurul’un çalışma yöntemleri, üyelerinin özlük hakları gibi konular da Usul ve Esaslar’da düzenlenmemiştir. Böyle bir Kurul’un amaçlandığı gibi baskı altında kalmaksızın bağımsız ve tarafsız çalışması, kararlar alması mümkün değildir. Kurul’un kurulmasının tek nedeni, Kurum’un keyfi davrandığı iddialarının önünü almaktır.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Slashdot
  • LinkedIn
August 16th, 2011

Atılım: ‘Filtreli internet’te sorun sürüyor

‘Filtreli internet’te sorun sürüyor

İSTANBUL (16.08.2011)- BTK’nın filtreli interneti 3 ay ertelendi. 22 Ağustos’ta servis sağlayıcılar deneme sürecine başlayacak. Ancak internet özgürlüğünü savunanlar değişikliklerin çok yetersiz olduğunu belirtiyor.

BTK tarafından yayımlanan ‘İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar’ yönetmeliğinin beraberinde getirdiği zorunlu filtre uygulaması 22 Ağustos 2011 tarihinde başlayacaktı. Başta İstanbul olmak üzere bir çok kentte onbinlerce kişinin sokağa çıkması, Bianet’in Danıştay nezdinde yürütmeyi durdurma istemli iptal davası açması ve AGİT’in Temmuz 2011 içinde yayımladığı İnternette İfade Özgürlüğü Raporu’nda yer alan şiddetli eleştiriler üzerine BTK geri adım attı. Hem tarih 22 Kasım’a ötelendi, hem de filtreleme konusunda bazı adımlar atıldı. 4 Ağustos tarihinde yeni bir taslak yayımlayan BTK kamuoyundan görüşlerini ‘hızlıca’ ve 10 gün içinde göndermesini talep etti. Bu süreçte Alternatif Bilişim Derneği, İNETD ve son olarak Yaman Akdeniz, Kerem Altıparmak ile Linux Kullanıcıları Derneği BTK’ya önerilerini sundu.

‘Zorunlu din dersi ile aynı kurgu’

Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak ve Prof. Dr. Yaman Akdeniz önerilerini bugün kamuoyuyla paylaştı. Altıparmak ve Akdeniz, ‘Zorunlu Değil Ama Sorunlu Filtreleme’ değerlendirmesini yaptı. BTK’nın önceki karardan neden vazgeçtiğini açıklaması gerektiğini vurgulayan Akdeniz ve Altıparmak, yeni tasarıda önemli değişiklikler olsa da kaygılarının sürdüğünü belirtti. Tepkiler üzerine yeni taslakta standart profil denen profil ile yurtiçi profilin kaldırıldığı belirtilen değerlendirmede, aile filtresi gibi filtrelerin ‘Devletin ürettiği ahlak kurallarına uygun tek tip aile ve çocuk kurgularının da anti-demokratik dünya algısının tipik uygulaması’ olacağı söylendi. Bu durumun zorunlu din derslerinde de görüldüğünü söyleyen Altıparmak ve Akdeniz, ‘Dersin içeriği, devlet tarafından belirlenmektedir. Benzer şekilde, BTK da temel hakları ihlal eden tek tip ahlak dayatması niteliğindeki filtre uygulamasından vazgeçmemektedir’ dedi. Açıklamada yeni taslakta Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu isminde bir kurulun oluşturulması ise ‘Bu değişiklik, aksine herkesin sistem içine dahil edildiğini kanıtlamaktadır. Gerek bu Kurul’un oluşumu gerekse karar alma mekanizmaları yukarıda sözünü ettiğimiz tek tip ahlakçılığın zorunlu sonuçlarıdır’ şeklinde değerlendirildi. Filtrelemenin yasal bir dayanağı olmadığı vurgulandı.

LKD: Sansür hala güncel bir tehlike

Linux Kullanıcıları Derneği de bugün konu hakkında yaptığı açıklamada ‘Devlet eliyle sansür kalkmadı sadece ertelendi’ dedi. LKD yönetim kurulu BTK tarafından adına Güvenli İnternet Hizmeti verilen uygulamanın her bireyin kendi dünya görüşü, eğitimi ve sosyal bilinci ile doğrudan ilişkili olduğunu belirtti. Türkiye’de farklı bölgelere, cinsiyete, sınıfsal konuma ve yaş gruplarına göre internet kullanımı eşitsizliğinin ve sayısal uçurumun olduğu hatırlatılan açıklamada, ‘Türkiye’de internette yaşanan sorunlar dijital okuryazarlık, beceri ve nitelikli kullanım eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bunun çözümü de Sansür ya da Filtre değil, Eğitimdir. Halkın, İnternet’te yaşanan olumsuz olaylar çerçevesinde korkutularak, yeni bir baskı ve denetleme uygulamasının topluma dayatılması söz konusudur’ denildi.

Filtrelerin ‘Aile’ ve ‘Çocuk’ olarak ikiye indirilmesinin yeterli olmadığı vurgululanan LKD açıklamasında, ‘Anayasal bir hak olan bilgiye erişim ve internet üzerindeki özgürlüğün, kapalı listeler üzerinden bir sansür ve denetleme gücü ile sadece idari görevi olması gereken bir devlet kurumuna (BTK’ya) veriliyor olması, internette sansürün devam edeceği anlamına gelmektedir’ vurgusu yapıldı. Oluşturulacak kurulun tamamının BTK tarafından seçilecek olmasını eleştiren LKD, ‘Tek tip aile, tek tip çocuk, tek tip İnternet! Şeffaflıktan ve özgürlüklerden uzak sansürcü bir kurum egemenliğinin İnternet üzerinde ısrarla uygulanmak istemesi halen güncel bir tehlikedir’ dedi.

Kozmetik değişiklik

Olası sorunlara dikkat çeken Alternatif Bilişim Derneği de BTK’nın yeni taslağını açıklamasından iki gün sonra yaptığı açıklamada devlet eliyle zorunlu filtrelemenin devam ettiğine dikkat çekmiş, ‘Filtreler aracılığı ile sansürlenen internet ‘Güvenli’ olarak sunulmaktadır. ‘Güvenli internet’ tanımından vazgeçilmelidir. Herkes interneti güvenli kullanmak ister, fakat devlet eliyle hazırlanacak filtrelerle güvenlik sağlanmaz. Bunun adı sansürdür’ demişti.

İnternet Teknolojileri Derneği de yapılan değişikliği kozmetik bir değişiklik olarak yorumlamış, ‘Ana görevinin internetin önünü açmak olması gereken BTK ve İnternet Kurulu’na, sansürü değil, interneti savunmaları gerektiğini hatırlatıyor, ve onları saydam, katılımcı ve bilimsel çalışmaya davet ediyoruz’ demişti. (İlden Dirini)

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Slashdot
  • LinkedIn
August 15th, 2011

Zorunlu Değil Ama Sorunlu Filtreleme

Zorunlu Değil Ama Sorunlu Filtreleme

Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) ve Prof. Dr. Yaman Akdeniz (İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi).

15.08.2011

Formatlı PDF sürümü

Bilindiği gibi, 22 Şubat 2011 tarihinde BTK tarafından yayımlanan “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” bünyesinde mecburi filtre uygulaması 22 Ağustos 2011 tarihinde başlayacaktı. AGİT’in Temmuz 2011 içinde yayımlanan “İnternette İfade Özgürlüğü” raporuna göre 56 ülkeyi kapsayan AGİT bünyesinde başka bir örneği olmayan bu düzenleme şiddetli eleştirilere, 50.000 kişinin 15 Mayıs tarihinde Taksim Meydanı’ndan Tünel’e yürümesine, Bianet’in Danıştay nezdinde yürütmeyi durdurma istemli iptal davası açmasına, ama öte yandan BTK ve diğer yetkililer cephesinden de bir o kadar da güçlü savunmalara konu olmuştu. BTK ve TİB yetkilileri çok yakın bir tarihe kadar her düzeyde bu kuralların gerekliliği konusunda kamuoyunu ve ilgilileri ikna etmeye çalıştılar.

Ancak, henüz açıklanmayan bir nedenle ilk çıkarılan kararın yürürlüğe girmeyeceği ve yeni bir taslak hazırlandığına ilişkin dedikodular kulislerde dillendirilmeye başlandı. Çoğu zaman olduğu gibi ilk ikna edilmesi gereken yerel kamuoyu değil diplomatik temsilcilikler olduğu için kendilerine üst düzey bir brifing verildi. Ardından bütün bu eleştirilerin bir sonucu olarak 04.08.2011 tarihinde, daha doğrusu 22 Ağustos uygulamasına 18 gün kala BTK tarafından yeni bir taslak karar yayımlanmıştır. BTK, kamuoyundan görüşlerini “hızlıca” ve 10 gün içinde (dört günü Cumartesi ve Pazar’a denk geliyor), yani 14 Ağustos 2011 Pazar gününe kadar talep etmektedir.

Kurumdan yapılan açıklamaya göre, taslak üzerine görüşler değerlendirildikten sonra yeni karar 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecektir. Fakat uygulama, işletmecilere tanınan 3 aylık bir test süresi sonrasında 22 Kasım 2011 tarihinde başlayacaktır. İdarenin bir önceki taslaktan farklı olarak çok kısa bir süre için de olsa kamuoyunu bilgilendirmesi olumlu karşılanmaktadır. Bununla birlikte, bu idareyi neden önceki karardan dönüldüğünü açıklama ödevinden kurtarmamaktadır. Bu kadar güçlü bir dille önceki kararın gerekliliği savunulduktan sonra hangi nedenlerle radikal değişikliklere gidildiğinin açıklanmaması idari kararların gerekçeliliği ilkesine açık bir aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan, yeni tasarı bir öncekine göre önemli değişiklikler getirmekle birlikte bazı temel özellikleri itibariyle daha önce ifade edilen endişelerin devam etmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, filtreleme sistemleri ve uygulamaları ile ilgili çekincelerimizi bir defa daha dile getirmeyi gerekli görüyoruz.

Ancak, daha önce filtreleme yöntemlerinin teknik ve hukuki sakıncalarına ilişkin görüşlerimizi çeşitli vesileler ile dile getirdiğimiz için bu açıklamada daha genel bir şekilde yeni düzenlemenin ne derece tatmin edici olacağını değerlendirmekle yetineceğiz.

BTK’nın Filtre Uygulaması Çoğulcu Demokrasiye Aykırıdır
22 Şubat kararının en çok eleştirilen yanlarından biri, kimsenin filtre sisteminin dışında kalamamasıydı. Yeni taslak, standart profil denen profil ile yurtiçi profili kaldırmış, bunun yanında 5. maddesinde “Güvenli İnternet Hizmetini talep etmeyen abonelerin mevcut İnternet erişim hizmeti, herhangi bir değişiklik olmaksızın sunulmaya devam eder” denilerek filtre sistemi dışında kalmak isteyenlerin filtresiz İnternet kullanımına devam etmesinin yolunu açmıştır.

Ne var ki; herkesi filtreye tabi tutma, İnternet’i kontrol altına alma, çoğunluğun tercihlerini diğerlerinin kabul etmesini zorlamanın sadece bir yoludur. Devletin ürettiği ahlak kurallarına uygun tek tip aile ve çocuk kurguları da anti-demokratik dünya algısının tipik uygulamalarıdır.

Aile ve çocuğun iktidarın temel kurgu hedeflerinden biri olmasının Dünya’da ve Türkiye’de birçok örneği vardır. Örneğin, askeri cunta tarafından yapılan 1982 Anayasası’nın sembol hükümlerinden olan zorunlu din dersine ilişkin 24. maddesinin 4. fıkrası, 17 kez değiştirilen Anayasa’da yerini korumuştur. Buna göre, din ve ahlak konularında dini ve vicdani tercihleri ne olursa olsun tüm aileler çocuklarını Devlet’in sunduğu din dersine yollamak zorundadır. Dersin içeriği, neyin ahlaki olup olmadığı kişinin vicdani tercihlerine ters bile olsa Devlet tarafından belirlenmektedir. Hiçbir iktidar, Anayasa’nın uluslararası ölçütlere aykırı bu hükmünden vazgeçememektedir.

Benzer şekilde, BTK da temel hakları ihlal eden tek tip ahlak dayatması niteliğindeki filtre uygulamasından vazgeçmemektedir. Değişiklikle getirilen 4 Ağustos taslağının yaklaşımı zorunlu din dersi yaklaşımı ile aynı niteliktedir. Buna göre bir tek doğru ahlak vardır. Ona da BTK karar verecektir. Gerçi, herkes bunu tercih edip etmemekte serbesttir ama nihayetinde Devlet neyin doğru olduğu konusunda ülkenin her yerinde uygulanacak bir ahlak standardı belirlemektedir.

22 Şubat kararına ilişkin olarak, milyarlarca İnternet sitesi arasından hangisinin zararlı olacağının tespiti konusunda hiçbir ölçüt koyulmadığını belirtmiştik. Yeni taslak aşağıda belirtileceği gibi yine yasal bir dayanaktan yoksun olarak benzer sorunlarla doludur. Gerçi, muhtemelen bu eleştirileri karşılamak amacıyla Taslak’ta Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu isminde bir kurulun oluşturulması önerilmektedir. Bununla birlikte, gerek bu Kurul’un oluşumu gerekse karar alma mekanizmaları yukarıda sözünü ettiğimiz tek tip ahlakçılığın zorunlu sonuçlarıdır.

Yeni Taslağın 10. maddesinin 3 fıkrasına göre Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığndan 3, İnternet Kurulu’ndan 2, Kurumdan 2 ve psikoloji, pedagoji, sosyoloji ile diğer ilişkili alanlarda uzmanlığı olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından teklif edilecek 8 kişi arasından Kurum tarafından seçilecek 4 üye’den oluşacaktır. Görüldüğü gibi Kurul hiçbir güvencesi ve özerkliği olmayan, devlet memurlarından oluşacak bir yapıdır.

Kaldı ki, Kurul’un varlık nedeni filtrelenecek sitelerin kararını vermek değil özellikle yurtdışından gelen eleştirileri karşılamaktır. 10. maddenin 4. fıkrasına göre Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu ilkeleri tespit edecek, ama filtre listelerini yine Kurum belirleyecektir. Milyonlarca sitenin bu şekilde filtreleneceği düşünülecek olursa esas karar makamının halen Kurum olduğu anlaşılabilecektir. Nitekim, teklif edilen Kurul’un Kurum tarafından verilen kararları bozma yetkisi de yoktur. 10. maddenin (5) (ç) bendine göre Kurum belirlenen listelere ilişkin itirazların, ihbarların ve site sahiplerinin taleplerinin değerlendirilmesi için Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulunun görüşüne başvurabilir. Bir başka deyişle, Kurumun kararlarına karşı bu Kurul’a itiraz imkanı tanınmadığı gibi Kurul’un görüşünün sorulup sorulmaması konusu da tamamen Kurum’un takdirine bırakılmıştır.

Filtre Uygulaması Hukuk Devleti İlkesine Aykırıdır
5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Yasa ile başlayan sürecin tamamen İnterneti zapturapt altına almayı amaçladığı gözlenmiş ve mevcut yasal yapının sansürü yaygınlaştırmasının yanısıra, kendi içinden yeni yasaklama araçları türetmesine yol açtığı da çeşitli vesilelerle ifade edilmiştir. BTK Kararı ve filtre uygulaması da 5651 Sayılı Yasa’nın ve özgürlük karşıtı yapının ürettiği yeni kısıtlama araçlarından bir tanesidir.

Daha önce belirtmeye çalıştığımız üzere, filtreleme konusundaki ısrarın temel sorunlarından biri yasal dayanak yoksunluğudur. Türkiye’de İnternet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesine ilişkin temel yasa 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’dur. Bu Yasa’nın 8. maddesi hangi İnternet sitelerinin hangi gerekçe ile ve kim tarafından erişime engellenebileceğini açıkça düzenlemiştir. Anılan hükme göre, erişim engelleme kararları kural olarak mahkemeler tarafından ve sadece 8. maddede sayılan katalog suçlar açısından verilebilir.

Bunun dışında kısıtlama yapma konusunda BTK dahil hiçbir devlet organı yetkilendirilmemiştir. Dahası, yasal idare ilkesi uyarınca hiçbir idare yasal dayanak olmaksızın kurulamaz. Oysa, BTK hiçbir yasada yeri olmayan “Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu” isimli birimi kendi planlamasına uygun bir şekilde yapılandırmaktadır.

Yasanın yokluğu sadece kişi bakımından bir yetki sorunu da yaratmamaktadır. Konu bakımından da keyfiliğe yol açmaktadır. 4 Ağustos Taslağı, 5651 sayılı Yasa’daki katalog suçlar arasında sayılmayan hangi içeriklerin hangi ölçütlerle belirleneceğine dair hiçbir ipucu vermemektedir. O halde, aslında söz konusu filtreleme mekanizmasının değil yasal dayanağı, düzenleyici işlem dayanağı bile yoktur.
4 Ağustos 2011 tarihli Taslak’ın 10. Maddesinde ilkeleri oluşturma görevi Kurum kontrolünde oluşturulacak olan “Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu”na bırakılmıştır. Bir başka deyişle, BTK kendisinde olmayan bir yetkiyi yine yasal dayanağı olmayan bir Kurul’a devretmektedir. Bu Kurul dilediği herşeyi yasal bir engel olmaksızın ilke olarak belirleyebilecek, Kurum da bu kararları dayanak göstererek dilediği siteyi filtreleyebilecektir.

Böylesi bir keyfiyet hukuk devleti ilkesi ile hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Bir kez daha hatırlatmak gerekir ki Anayasa’ya göre temel hak ve özgürlükleri sınırlandırma konusunda hukuki ve siyasi yükümlülüğü alması gereken organ Meclis’tir, BTK veya Güvenli İnternet Hizmeti Çalışma Kurulu değil.

Sonuç
Demokratik bir hukuk devletinde, devlet kurumları tek tip bir ahlakın dayatma araçlarına dönüşemez. BTK, öncelikli olarak bir önceki kararın neden geri alındığını açıklamalı, yetkisi olmayan bir alanda filtreleme dayatmasından tamamen vazgeçmelidir. Bir kez daha hatırlatmak gerekir ki BTK’nın görevi yeni kısıtlama araçları yaratmak değil insanların İnternet’e ulaşma haklarından özgürce yararlanmasının güvencelerini sağlamak olmalıdır.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Slashdot
  • LinkedIn
July 26th, 2011

Alternatif Bilişim Derneği, İnternet Kurulu’nun, BTK’nın Profilleme Kararına Karşı Önerilerini Değerlendirdi

Alternatif Bilişim Derneği, İnternet Kurulu’nun, BTK’nın Profilleme Kararına Karşı Önerilerini Değerlendirdi: “Alternatif Bilişim Derneği, BTK’nın 22 şubat 2011′de aldığı ‘Profilleme’ kararına gelen protestolar nedeniyle yapılan çalışmaların, internet kurulunda ele alınması ve çeşitli öneriler getirilmesi konusunda bugün bir açıklama yayınladı.”

(Via Turk.internet.com.)

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Slashdot
  • LinkedIn
July 8th, 2011

Internet blocking practices a concern, access is a human right, says OSCE media freedom representative at launch of OSCE-wide study

Internet blocking practices a concern, access is a human right, says OSCE media freedom representative at launch of OSCE-wide study – Representative on Freedom of the Media

08.07.2011

VIENNA, 8 July 2011 – The Internet should remain free and access should be considered a human right, said the OSCE Representative on Freedom of the Media Dunja Mijatović at the presentation of a report on regulations affecting new media in the OSCE region today.

The study, commissioned by the office of the Representative and authored by Yaman Akdeniz, a professor at Istanbul Bilgi University, measures the level of Internet content regulation in the OSCE area and assesses national laws in light of OSCE commitments and international standards of free expression and access to information.

The Study on legal provisions and practices related to freedom of expression, the free flow of information and media pluralism on the Internet is the first ever OSCE-wide review of laws regulating the Internet. Mijatović said the rapid development of Internet technologies and growth in user numbers were factors that inspired the report, which offers recommendations on how to keep the Internet open.

‘We will use the study as an advocacy tool to promote speech-friendly Internet regulation in the OSCE participating States,’ Mijatović said. ‘Some governments already recognize access to the Internet as a human right. This trend should be supported as a crucial element of media freedom in the 21st century.’

The study found that some participating States had problems submitting information for the study because legal provisions or relevant statistics were not easily retrievable. It also emphasizes that this lack of clarity makes it difficult for users to understand Internet regulation regimes.

Akdeniz expressed concern about the level of blocking practices encountered in the OSCE region. ‘Restrictions to freedom of expression must comply with international norms. No compliance could lead to censorship,’ he said.

The Representative highlighted other key trends revealed in the survey. ‘Legislation in many countries does not recognize that freedom of expression and freedom of the media equally apply to Internet as a modern means of exercising these rights and in some of our states, ‘extremism’, terrorist propaganda, harmful content and hate speech are vaguely defined and may be widely interpreted to ban speech types that Internet users may not deem illegal,’ Mijatović said.

The study argues that filtering and blocking measures are in most cases incompatible with freedom of expression and the free flow of information, both of which are basic OSCE commitments.

It is also a concern that several countries allow for complete suspension of Internet services at times of war, in a state of emergency and in response to other security threats, added Mijatović.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Slashdot
  • LinkedIn
July 8th, 2011

Richard Dawkins sitesi tekrardan erişime açıldı!

Richard Dawkins http://richarddawkins.net/ sitesi ile ilgili Kamuoyu Duyurusu

Cyber-Rights.Org.TR

Dünyaca ünlü etolog, evrimci biyolog ve yazar, Oxford Üniversitesi New College bölümünde Emeritus Profesör statüsünde bulunan öğretim üyesi Prof. Clinton Richard Dawkins’e ait İnternet sitesi http://richarddawkins.net/ milyonlarca kişi tarafından ziyaret edilen popüler bir bilim sitesidir. Kitapları dünyada en çok satanlar listesinde yer alan Dawkins’in ‘Gen Bencildir’, ‘Tanrı Yanılgısı’ ve son kitabı ‘Yeryüzündeki En Büyük Gösteri’ adlı kitapları da Türkçe dahil birçok dilde yayımlanmıştır.

Richard Dawkins’in http://richarddawkins.net/ web sitesine Şişli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin ihtiyati tedbir kararı ile 03.09.2008 (Değişik İş 2008/199 sayılı ihtiyati tedbir kararı) tarihinde erişim engellenmiştir. Erişim engelleme kararının sebebi, Harun Yahya ismiyle yayınlar da yapan Adnan Oktar’ın Prof. Dawkins’in sitesi aracılığıyla kendisine hakaret edildiği iddiasında bulunmasıdır. Her ne kadar, iddia konusu ifadeler Prof. Dawkins’e ait değilse de, bu tedbir kararı sonrasında davacı Adnan Oktar tarafından Kadıköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Richard Dawkins sitesinin hazırlayıcılarına karşı bir hakaret davası da açılmıştır.

Site iki yılı aşkın bir süre erişime kapalı kaldıktan sonra; dava, 11.11.2010 tarihinde görülmeye başlanmış ve 30.06.2011 tarihinde 4. Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesi dava ile ilgili kararını vermiştir. Hakaret davası Kadıköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından reddedilerek web sitesinin üzerindeki tedbir kararı da kaldırılmıştır. Temyiz yolu açık olduğundan karar kesinleşmemekle birlikte bu karar sonrasında site üzerindeki tedbir kalkacak ve siteye engel olmaksızın ulaşılabilecektir. Kararda, siteye girerek yorum yapan üçüncü şahıslara ait içeriklerden Richard Dawkins sitesinin sorumlu olmadığı ve İnternet yoluyla hakaret davalarında izlenmesi gereken yolun 5651 Sayılı Kanun’un 5 ve 9. Maddeleri olduğu belirtilmiştir.

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Slashdot
  • LinkedIn
July 6th, 2011

OSCE media freedom official to present report on Internet content regulation – Representative on Freedom of the Media

OSCE media freedom official to present report on Internet content regulation – Representative on Freedom of the Media

VIENNA, 6 July 2011 – Dunja Mijatović, the OSCE Representative on Freedom of the Media, will hold a news conference on Friday, 8 July, to present a new study on government efforts to regulate the Internet in the OSCE area.

The study, commissioned by Mijatović’s office, indicates that OSCE participating States are increasingly regulating content on the Internet. It argues that access to the Internet is a basic prerequisite for exercising the right to freedom of expression and the right to impart and receive information, and offers recommendations designed to maintain freedom of expression and the media on the Internet.

The OSCE 56 OSCE participating States created the Representative on Freedom of the Media institution in December 1997 to observe media freedom related developments in the OSCE region and to warn of violations of freedom of expression.

Journalists are invited to a news conference with the Representative and the author of the study, Yaman Akdeniz, a Professor of Law at Istanbul Bilgi University’s Faculty of Law, at 11 a.m. on Friday, 8 July, in room 201 of the Hofburg Congress Centre.

(Via .)

Share and Enjoy:
  • Digg
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Slashdot
  • LinkedIn